Kiracı Kira Artışını Kabul Etmezse Ne Olur?

Kira döneminin sonunda ev sahibi yeni dönem için kira artışı talep ettiğinde, çoğu uyuşmazlık şu soruda düğümlenir: Kiracı kira artışını kabul etmezse ne olur? Kira bedelinin ne şekilde artırılacağı, salt tarafların iradesine bırakılmış bir konu değildir; Türk Borçlar Kanunu’nda belirlenen yasal artış sınırları ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bu alanda önemli sınırlamalar getirir. Kiracının hiçbir artışı kabul etmemesi, yalnızca keyfî ve kanuna aykırı artışları reddetmesi veya yasal artış oranına rağmen eksik ödeme yapması, sonuçları bakımından farklı hukuki rejimlere tabidir. Bu makalede, hem kiracı hem de kiraya veren açısından yasal kira artışının nasıl belirlendiği, artışı reddetmenin hangi hâllerde tahliye sebebi sayılabildiği, hangi durumlarda kira tespit davası açılabileceği ve uygulamada sık yapılan hatalar ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

Yasal Kira Artışının Belirlenmesi

Kira artışına ilişkin tartışmaların ilk adımı, yasal kira artışının ne olduğunun doğru tespit edilmesidir. Türk Borçlar Kanunu’na göre konut ve çatılı işyeri kiralarında yenilenen dönemlerde uygulanacak kira artış oranı, taraflar sözleşmede başka bir oran kararlaştırmış olsa dahi, bir önceki kira yılının TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) 12 aylık ortalamasını geçemez. Yani sözleşmede “%100 zam yapılır” şeklindeki bir hüküm bulunsa bile, bu hüküm TÜFE 12 aylık ortalama oranını aşan kısmı itibarıyla geçersiz sayılır. Bu üst sınır, kiracıyı enflasyonist dönemlerde aşırı artışlara karşı koruyan zorunlu bir tavan niteliğindedir.

Kiraya verenin kira artış talebinin hukuken geçerli olabilmesi için, öncelikle sözleşmedeki artış hükmünün TBK’daki sınırlamaya uygun olması gerekir. Sözleşmede geçerli bir artış hükmü varsa, kural olarak bu oran uygulanır; hüküm yoksa veya geçersizse TÜFE 12 aylık ortalama oranı yasal artış oranı olarak esas alınır. Yargıtay, kira artışına ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle sözleşme hükmünü, ardından TBK m.344 kapsamında TÜFE sınırını ve emsal kira bedellerini dikkate alarak değerlendirme yapmaktadır. Bu nedenle, “yasal kira artışı” kavramı, yalnızca kira sözleşmesine değil, doğrudan kanun hükümlerine dayanan bağlayıcı bir ölçüttür.

Ev Sahibi Keyfi Şekilde Kira Artışı Yapabilir mi?

Uygulamada en yaygın yanılgılardan biri, kiraya verenin “piyasa koşulları” veya “emsal kiralar yükseldi” gerekçesiyle dilediği oranı kiracıya dayatabileceği düşüncesidir. Oysa kiraya veren, kira süresi devam ederken tek taraflı irade beyanıyla kira bedelini artırma yetkisine sahip değildir. Kira artışı, ya geçerli bir sözleşme hükmüne ya da kanunun emredici düzenlemelerine dayanmalıdır. Aksi hâlde talep edilen artış, kiracı yönünden bağlayıcı olmaz ve kiracının bu artışı reddetmesi “sözleşmeye aykırılık” olarak nitelendirilemez.

Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, kiraya verenin TÜFE sınırını aşan artış talepleri hukuken geçersizdir. Bu durumda kiracı, talep edilen fahiş artışı kabul etmek zorunda olmadığı gibi, kanuna uygun gördüğü tutar üzerinden ödeme yapmaya devam edebilir. Ancak burada kritik nokta, kiracının gerçekten yasal artış oranını doğru uygulayıp uygulamadığıdır. Zira kiracı, hem keyfî artışı reddedip hem de yasal artışı hiç uygulamazsa, bu kez eksik ödeme sebebiyle temerrüt (borcunu gereği gibi ifa etmeme) riskiyle karşılaşabilir. Dolayısıyla kiraya verenin keyfî artış yapma imkânı yoktur; fakat kiracının da “hiç artış yapmama” özgürlüğü bulunmamaktadır.

Kiracı Kira Artışını Kabul Etmezse Ne Olur?

Kiracı kira artışını kabul etmezse ne olur? sorusunun cevabı, öncelikle reddedilen artışın niteliğine bağlıdır. Eğer kiraya veren, sözleşmeye ve TBK m.344’teki TÜFE sınırına uygun bir artış talep ediyor ve kiracı bu artışı hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın reddediyorsa, kiracı kira borcunu eksik ifa etmiş sayılır. Bu durumda kiraya veren, eksik ödemelere ilişkin kira farkını ve gerekiyorsa tahliyeyi talep edebileceği bir sürece girebilir. Buna karşılık, kiraya verenin talebi TÜFE üst sınırını aşan, sözleşmeye aykırı veya tamamen “piyasa kira bedeline” endeksli ise, kiracının bu artışı kabul etmemesi hukuken korunur.

Kiracının artışı kabul etmemesi, tek başına otomatik bir tahliye nedeni değildir. Kiraya verenin tahliye talebini mahkeme veya icra dairesi önüne taşıyabilmesi için, eksik ödemeyi somutlaştırması, yazılı ihtar (noter ihtarnamesi veya icra ödeme emri) ile kiracıya bildirmesi ve kanunda öngörülen süreleri tanıması gerekir. Kiracı, kendisine verilen sürede yasal artışa uygun ödeme yaparsa, tahliye riski bertaraf olur; buna karşın hâlâ eksik ödeme devam ederse, temerrüt sebebiyle tahliye davası veya icra yoluyla tahliye gündeme gelebilir. Dolayısıyla “artışı kabul etmeme” durumu, tek başına değil, ödeme davranışıyla birlikte değerlendirilir.

Kiracı Yasal Kira Artışı Yapmazsa Ne Olur?

Kiracının asli borcu, sözleşmede kararlaştırılan ve kanuna uygun şekilde artırılmış kira bedelini zamanında ödemektir. Yasal kira artışı yapılmasına rağmen kiracı eski tutar üzerinden ödeme yapmaya devam ederse, ödenmeyen kısım bakımından kısmi ifa söz konusu olur ve kiracı TBK m.315 anlamında temerrüde düşebilir. Temerrüt; borçlunun (kiracının) sözleşme veya kanunla belirlenen zamanda ve tutarda ödeme yapmaması hâlidir ve doğru işletildiğinde kiraya verene sözleşmeyi feshedip tahliye isteme imkânı tanır.

Uygulamada kiraya veren, yasal artışı uygulamayan kiracıya noter ihtarnamesi göndererek veya ilamsız icra takibi başlatarak eksik ödemeyi somutlaştırır. Bu ihtar veya ödeme emrinde hangi aya ait ne kadar kira farkı bulunduğu, kiracıya eksik kısmı ödemesi için en az otuz günlük süre verildiği ve ödenmemesi hâlinde sözleşmenin feshedileceği açıkça belirtilmelidir. Kiracı verilen sürede eksik tutarı tamamlamazsa, kiraya veren hem eksik bedellerin tahsilini hem de kiracının tahliyesini talep edebilir. Yargıtay, bu tip davalarda özellikle ihtarın şekline, sürelerin doğru kullanılmasına ve hangi aylara ilişkin eksik ödemenin ispatlandığına dikkat etmektedir.

Kira Artışında Anlaşma Zorunlu mu? Sözleşmede Kira Artışı Hükmü Yoksa Ne Olur?

Kira ilişkilerinde sık sorulan bir soru da, kira artışı için mutlaka tarafların yeniden anlaşma yapmasının gerekip gerekmediğidir. TBK sistematiğinde, kira artışı konusunda tarafların anlaşması zorunlu değildir. Geçerli bir artış hükmü varsa bu hüküm, yoksa kanunun öngördüğü TÜFE 12 aylık ortalama sınırı kendiliğinden devreye girer. Dolayısıyla kiraya veren, kiracının “artışa imza atmamasını” tek başına gerekçe göstererek, yasal artış oranını uygulamaktan vazgeçmek zorunda değildir.

Kira sözleşmesinde artışa ilişkin hiçbir hüküm bulunmaması hâlinde de çözüm, yine TBK m.344’te yer alır. Bu durumda da yeni kira döneminde kira bedeli, önceki yıl kira bedeli esas alınarak TÜFE 12 aylık ortalama oranına göre artırılır. Taraflar daha düşük bir oran üzerinde anlaşabilir; ancak daha yüksek bir oran üzerinde anlaşsalar bile, TÜFE’yi aşan kısım geçersiz kalır. Burada önemli olan, kiracının “sözleşmede hüküm yok” gerekçesiyle artışı tamamen reddetmesinin hukuken korunan bir tavır olmadığıdır. Kiraya verenle uzlaşma sağlanamıyorsa, taraflardan her biri kira bedelinin mahkeme tarafından tespitini isteyerek belirsizliği ortadan kaldırabilir.

Kira Tespit Davası Yoluyla Kira Bedelinin Belirlenmesi

Kira artışına ilişkin uyuşmazlıklar yalnızca “ödedim–ödemedim” ekseninde dönmez; çoğu zaman asıl sorun, mevcut kira bedelinin taşınmazın değeri ve emsal kiralar karşısında çok düşük kalmasıdır. Bu noktada devreye kira tespit davası girer. Taraflar, kira sözleşmesinde yer alan artış oranına veya TÜFE sınırına rağmen, yeni kira döneminde uygulanacak bedelin mahkemece belirlenmesini isteyebilir. Özellikle beş yılı aşan kira sözleşmelerinde veya ilk beş yılın sonunda, kiraya veren emsal kiralar, taşınmazın özellikleri ve TÜFE verileri dikkate alınarak kira bedelinin “hakkaniyete uygun” biçimde yeniden belirlenmesini talep etme hakkına sahiptir.

Mahkeme, kira tespit davasında; TÜFE 12 aylık ortalamalar, kiralananın konumu ve fiziki özellikleri, bölgede oluşan emsal kira bedelleri, ekonomik göstergeler ve bazen asgari ücret, döviz, altın gibi kıyas unsurlarını da dikkate alarak bilirkişi incelemesi yaptırır ve yeni kira bedelini belirler. Karar, kural olarak bir sonraki kira döneminden itibaren geçerli olacak şekilde uygulanır. Kiracı, mahkemece tespit edilen bedelden daha düşük ödeme yapmaya devam ederse, artık “yasal artışa uymama” değil, mahkeme kararına aykırılık söz konusu olacağı için, kiraya verenin tahliye ve kira farkı alacağı talepleri daha güçlü hâle gelir. Bu nedenle, kira tespit davası hem kiraya veren hem de kiracı açısından, belirsizliği gideren ve ileride doğacak uyuşmazlıkları azaltan önemli bir hukuki yoldur.

Yasal Kira Artışı Yapmayan Kiracı Nasıl Tahliye Edilir?

Kiracının yasal kira artışını yapmaması tek başına “kapıdan çıkarma” yetkisi vermez; tahliye mutlaka mahkeme veya icra dairesi üzerinden yürütülür. Türk hukukunda yasal artışa uymayan kiracının tahliyesi için başlıca iki yol vardır: Borçlar Kanunu hükümlerine dayanarak iki haklı ihtar nedeniyle tahliye ve kira bedelinin ödenmemesi/eksik ödenmesi sebebiyle tahliye. Bu süreçler çoğunlukla icra takibi ile desteklenir ve her birinin kendine özgü şekil şartları bulunur.

Aşağıdaki tablo, tahliye yollarını ana hatlarıyla karşılaştırmaktadır:

YolŞartSonuç
İki haklı ihtar nedeniyle tahliyeAynı kira yılı içinde farklı aylara ilişkin iki kez eksik ödeme ve her biri için yazılı ihtar/ödeme emriKira yılının bitiminden itibaren bir ay içinde açılacak davayla tahliye talebi
Eksik ödeme nedeniyle tahliyeKiracının yasal artışı ödememesi, yazılı ihtarla süre verilmesine rağmen eksik ödemenin devam etmesiFesih bildirimi ve tahliye davası veya icra yoluyla tahliye talebi
İcra yoluyla tahliyeİcra takibi, ödeme emri, 30 günlük sürede borcun ödenmemesi veya itirazın kaldırılmasıİcra mahkemesi kararıyla tahliye ve kira farklarının tahsili

Görüldüğü gibi, kiraya verenin yasal artışa uymayan kiracıyı tahliye edebilmesi için mutlaka doğru yolu seçmesi, süreleri kaçırmaması ve ispat araçlarını (kira sözleşmesi, banka dekontları, ihtarnameler) eksiksiz hazırlaması gerekir. Aksi hâlde, kiracının yasal artışa uymadığı ispatlanamadığı için tahliye talepleri reddedilebilmektedir.

İki Haklı İhtar Nedeniyle Tahliye Davası

İki haklı ihtar, kiraya verenin bir kira yılı içinde kiracının eksik veya geç ödeme yapması sebebiyle iki kez yazılı ihtar göndermesi hâlinde doğan özel bir tahliye sebebidir. Yasal artışa uymayan kiracı, örneğin yıl içinde iki farklı ayda eksik ödeme yapmış ve her seferinde noter ihtarı veya icra ödeme emriyle uyarılmışsa, kiraya veren kira yılının bitiminde sulh hukuk mahkemesinde iki haklı ihtara dayalı tahliye davası açabilir. Burada önemli olan, ihtarların yazılı olması, kiracıya ödeme tarihinden önce ulaşması ve aynı kira yılı içinde farklı aylara ilişkin olmasıdır.

Kira Bedelinin Ödenmemesi Sebebiyle Tahliye (Dava ve İcra Yolları)

Kiracı, yasal artış oranına göre belirlenmiş kira bedelini hiç ödemez veya önemli ölçüde eksik öderse, kiraya veren TBK m.315 kapsamında kiracıya yazılı ihtarda bulunur; bu ihtarda eksik ödeme ve süre belirtilir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıya verilecek süre en az 30 gündür. Kiracı bu sürede eksik kısmı ödemezse, kiraya veren sözleşmeyi feshederek tahliye davası açabilir. Alternatif olarak kiraya veren, ilamsız icra takibi yoluna başvurarak hem kira alacağını hem de tahliyeyi talep edebilir. İcra dairesinin gönderdiği ödeme emrine kiracı süresinde itiraz etmez ve borcu da ödemezse, kiraya veren icra mahkemesinden tahliye talep edebilir. Bu süreçte kira sözleşmesinin yazılı ve mümkünse noter onaylı olması, itirazın kaldırılması ve tahliyenin daha hızlı sonuçlanmasına katkı sağlar.

Tahliye Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Sürecin Süresi

Yasal kira artışına uymayan kiracının tahliyesi söz konusu olduğunda, başvurulan yola göre görevli mahkeme değişir. İlamsız icra yoluyla tahliye süreçlerinde, ödeme emrine itirazın kaldırılması ve tahliye talepleri icra mahkemesi tarafından karara bağlanır. Borçlar Kanunu hükümlerine dayanılarak açılan tahliye davalarında ise görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme genellikle kiralanan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir; bu husus hem usul ekonomisi hem de keşif–bilirkişi işlemlerinin sağlıklı yürütülebilmesi için önemlidir.

Tahliye davalarının ne kadar süreceği, mahkeme iş yüküne, dosyanın karmaşıklığına ve tarafların usule uygun davranmasına göre değişir. Uygulamada, eksik evrak, yanlış ihtar, sürelerin kaçırılması gibi hatalar süreci uzatmakta ve kimi zaman davanın tamamen kaybedilmesine yol açmaktadır. Buna karşılık, kira sözleşmesi, banka dekontları, noter ihtarları gibi delilleri eksiksiz hazırlayan ve doğru tahliye yolunu seçen kiraya verenler, aynı mahkeme yoğunluğunda dahi çok daha kısa sürede sonuç alabilmektedir. Yargıtay da, usul kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalarak, özellikle şekil şartlarına uyulmayan tahliye taleplerini istikrarlı biçimde bozmaktadır.

Uygulamada Sık Yapılan Hatalar ve Yargıtay’ın Dikkat Ettiği Hususlar

Kira artışı uyuşmazlıklarında tarafların en sık yaptığı hata, yasal artış oranını yanlış anlamak ve talep/ödemeleri buna göre yapmamaktır. Kiraya verenler çoğu zaman TÜFE 12 aylık ortalamanın üzerinde artışı “piyasa gerçeklerine uygun” bularak kiracıya dayatmakta; kiracılar ise bu artışı reddederken yasal artışı da hiç uygulamadan eski bedelden ödeme yapmaya devam etmektedir. Sonuçta taraflar, hem geçmişe dönük kira farkı hem de tahliye davası ve icra takibi ile karşı karşıya kalmaktadır.

Yargıtay uygulamasında, özellikle şu noktalar öne çıkar:

  • İhtarname veya ödeme emrinde hangi aya ait ne kadar eksik ödendiğinin açıkça belirtilmesi,
  • İhtarların yazılı olması ve kiracıya süresinde tebliğ edilmesi,
  • İki haklı ihtar sebebiyle tahliyede, ihtarların aynı kira yılı içinde ve farklı aylara ilişkin olması,
  • Kira tespit davasında TÜFE, emsal kiralar ve taşınmazın durumu gibi kriterlerin gözetilmesi,
  • Kira ödemelerinin mümkün olduğunca banka kanalıyla ve açıklamalı yapılması.

Bu kriterlere uyulmaması, kiraya verenin haklı olduğu hâllerde bile davayı kaybetmesine yol açabilir. Benzer şekilde, kiracılar da “ev sahibi keyfî zam istiyor” diyerek hiçbir artış yapmadan ödeme yaptıklarında, yasal artış oranını hiç uygulamamış sayıldıkları için tahliye ve geçmiş kira farkı riskiyle karşılaşırlar. Bu nedenle, hem kiraya verenin hem de kiracının, TBK hükümlerini ve Yargıtay içtihatlarını esas alarak hareket etmesi önem taşır.

Sonuç ve Değerlendirme

Kiracının kira artışını kabul etmemesi durumu, tek başına kiracının hemen tahliyesine yol açan bir sebep değildir; asıl belirleyici olan, kiracının yasal artış oranına göre belirlenmiş kira bedelini ödeyip ödemediğidir. Kiraya verenin TÜFE sınırını aşan keyfî artış talepleri kiracı açısından bağlayıcı değildir; buna karşılık, kiracının yasal artışı hiç uygulamadan eski bedelden ödeme yapmaya devam etmesi, temerrüt ve tahliye riskini beraberinde getirir. Kira tespit davaları ise, özellikle uzun süreli ve düşük bedelli kira sözleşmelerinde, kira bedelinin taşınmazın gerçek değerine göre güncellenmesi için kilit öneme sahiptir.

Uygulamada birçok uyuşmazlık, yanlış artış oranları, hatalı ihtarnameler, sürelerin kaçırılması veya ödemelerin usule uygun belgelendirilmemesi nedeniyle taraflar aleyhine sonuçlanmaktadır. Bu nedenle, kira artışı dönemine girildiğinde hem kiraya verenin hem kiracının, TBK m.344 ve devamı hükümlerini, TÜFE 12 aylık ortalama sınırını ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarını esas alarak hareket etmesi gerekir. Uyuşmazlık ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda, sürece baştan itibaren kira hukuku alanında deneyimli bir avukat eşliğinde yön vermek, hem hak kaybını hem de gereksiz zaman ve maliyet kaybını önleyen en sağlıklı yoldur.

Sıkça Sorulan Sorular

Kiracı kira artışını hiç kabul etmez ve eski bedelden ödemeye devam ederse ne olur?

Kiracının, sözleşmeye ve kanuna uygun şekilde belirlenmiş yasal kira artışını hiç uygulamadan eski bedelden ödeme yapmaya devam etmesi hâlinde, ödenmeyen kısım bakımından eksik ifa söz konusu olur. Kiraya veren, noter ihtarı veya icra ödeme emriyle kiracıya süre verip eksik ödemelerin tamamlanmasını isteyebilir. Kiracı verilen sürede farkı ödemezse, kiraya veren hem kira farkı alacağını tahsil etmek hem de tahliye talep etmek üzere dava veya icra yoluna başvurabilir.

Ev sahibi TÜFE oranının üzerinde kira artışı talep ederse kiracı ne yapmalıdır?

Konut ve çatılı işyeri kiralarında yenilenen dönemlerde kira artışı, bir önceki yıl TÜFE 12 aylık ortalama oranını geçemez. Ev sahibinin bu oranı aşan artış talepleri kiracı açısından bağlayıcı değildir. Kiracı, yasal artış oranını hesaplayarak bu orana uygun tutarı ödemeli; talep edilen fahiş artışı yazılı bir açıklama ile reddetmeli ve kira ödemelerini mümkünse banka kanalıyla, açıklamalı biçimde yapmalıdır. Böylece hem yasal yükümlülüğünü yerine getirir hem de olası bir uyuşmazlıkta ödeme davranışını ispatlayabilir.

Kiracı kira artışını kabul etmiyor; ev sahibi doğrudan tahliye davası açabilir mi?

Kiracının kira artışını kabul etmemesi tek başına tahliye nedeni değildir. Tahliye için, kiracının yasal artışa göre belirlenmiş bedeli ödememesi veya eksik ödemesi, bu durumun yazılı ihtar veya icra ödeme emriyle kendisine bildirilmesi ve verilen sürede eksikliğin giderilmemesi gerekir. Kiraya veren, bu şartlar oluştuğunda eksik ödeme nedeniyle fesih ve tahliye davası açabilir veya icra yoluyla tahliye talep edebilir. Usule uygun ihtar ve süre verilmeksizin açılan tahliye davalarının reddedilme ihtimali yüksektir.

Kira tespit davası açılması kiracının tahliyesine yol açar mı?

Kira tespit davasının amacı, kira bedelini güncel ekonomik koşullar ve emsal kiralar ışığında yeniden belirlemektir; tek başına tahliye davası niteliği taşımaz. Mahkeme, yeni kira bedelini tespit eder ve bu bedel genellikle takip eden kira döneminden itibaren geçerli olur. Kiracı, mahkemece belirlenen yeni bedeli ödemeye devam ettiği sürece, yalnızca kira tespit davası açıldığı için tahliye edilmez. Ancak kiracı, tespit edilen bedelden daha düşük ödeme yapmayı sürdürürse, artık mahkeme kararına aykırı hareket ettiği için kiraya veren hem kira farklarını hem de tahliyeyi talep edebilir.

Yorum yapın

Hemen Ara