İşçinin Mahkemeyi Kazanması Durumunda Ne Olur?

İşçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklar çoğu zaman sadece iş sözleşmesinin sona erdiği tarihle sınırlı kalmaz; devamında açılan davalar ve bu davaların sonuçlarının doğru uygulanması da büyük önem taşır. Özellikle “İşçinin mahkemeyi kazanması durumunda ne olur?” sorusu, haksız feshe maruz kaldığını düşünen pek çok çalışanın ilk merak ettiği konudur. İşe iade davaları, kıdem ve ihbar tazminatı talepleri, yıllık izin alacakları, fazla mesai, iflas veya konkordato gibi işverenin mali durumuna ilişkin süreçler, mahkeme kararı sonrasında işçinin alacaklarını hangi yollardan ve ne ölçüde tahsil edebileceğini belirler. Bu yazıda; işe iade kararı sonrasında işçinin başvuru yükümlülüğü, işe başlatmama tazminatı ve kıdem tazminatı hesabı, ilamlı icra takibiyle alacakların tahsili, işverenin malvarlığına haciz, iflas ve konkordato durumlarında işçi alacaklarının önceliği gibi temel başlıkları ayrıntılı şekilde ele alarak, mahkemeyi kazanan işçinin hangi haklara sahip olduğunu ve bu hakları nasıl kullanabileceğini açıklayacağız.

İşçinin Mahkemeyi Kazanması Durumunda Ne Olur?

İş uyuşmazlıklarında işçinin mahkemeyi kazanması, mahkeme türüne ve talep konusuna göre farklı sonuçlar doğurur. Çoğu durumda uyuşmazlık, iş sözleşmesinin feshi ve buna bağlı olarak işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri gibi parasal hakların ödenip ödenmemesi etrafında şekillenir. Fesih geçerli bir nedene dayanmıyorsa veya usulüne uygun yapılmamışsa, işçi işe iade davası açabilir; sadece alacakları ödenmemişse, işçilik alacağı davası yoluna gidilebilir. İş Mahkemesi, işçinin iddialarını haklı bulduğunda ya feshi geçersiz sayarak işe iade kararı verir ya da işçiye belirli alacakların ödenmesine hükmeder.

Burada unutulmaması gereken önemli nokta, mahkeme kararının tek başına otomatik tahsil anlamına gelmediğidir. Karar, işçinin haklarının varlığını tespit eder ve işçiye bu haklarını takip edebilmesi için güçlü bir hukuki zemin sağlar. Ancak bu aşamadan sonra işçi, çoğu durumda icra takibi başlatmak zorundadır. Özellikle işe iade davalarında, işçinin belirli süre içinde işverene başvuru yapması, işverenin de buna uygun bir irade açıklaması yapması gerekir. Aksi halde, sonradan doğacak tazminat haklarında kayıplar yaşanabilir. Bu nedenle mahkemeyi kazanmak, sürecin sonu değil, alacakları güvence altına almanın başlangıcı olarak görülmelidir.

İş Mahkemesini Kazanan İşçi Tazminatını Nasıl Alır veya Tahsil Eder?

İş mahkemesinde açılan alacak davası işçi lehine sonuçlandığında, karar işverenin belirli kalemleri ödemekle yükümlü olduğunu tespit eder. Ancak çoğu zaman işveren, hükmedilen tutarları kendiliğinden ödemez. Bu durumda işçinin başvuracağı temel yol, ilamlı icra takibidir. İlamlı icra takibi, mahkeme kararlarına (ilam) dayanılarak yürütülen ve borçluya ödemeyi zorunlu kılan icra prosedürüdür. İşçi, elindeki mahkeme kararını herhangi bir icra müdürlüğüne sunarak işveren aleyhine takip başlatabilir; icra dairesi, işverene belirli süre içinde borcunu ödemesini emreden bir icra emri gönderir.

İcra emrine rağmen borç ödenmez ve kararın niteliğine göre itiraz imkânı yoksa veya süresinde kullanılmamışsa, takip kesinleşir ve işverenin malvarlığına haciz yoluna gidilebilir. Bu aşamada, işçinin alacağı; işverenin banka hesapları, taşınır ve taşınmaz malları, üçüncü kişilerde bulunan alacakları üzerinden tahsil edilmeye çalışılır. Uygulamada sık yapılan hata, işçinin “mahkemeyi kazandım, işveren öder” yanılgısıyla icra takibi başlatmaması veya süreci avukat desteği almadan yürütürken süre ve usul hataları yapmasıdır. Oysa mahkeme kararı, alacağın varlığını garanti altına alır; fakat alacağın fiilen tahsili için icra takibi çoğu zaman zorunlu bir aşamadır.

İşçinin İşe İadesine İlişkin İşçi Lehine Verilen İşe İade Kararı Sonrası İşverene Başvuru ve İşverenin İrade Açıklaması

İşe iade davaları, özellikle 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleri çerçevesinde, belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışan ve iş güvencesi kapsamında olan işçiler açısından kritik öneme sahiptir. Mahkeme, işverenin fesih sebebini geçerli bulmaz veya fesih usulüne aykırılık tespit ederse, feshin geçersizliğine ve işçinin işe iadesine karar verir. Ancak bu kararın işçinin lehine gerçek sonuçlar doğurabilmesi için, işçinin mutlaka belirli süreler içinde hareket etmesi gerekir. Kanuna göre işçi, kararın kendisine tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işverene başvurmak zorundadır. Bu başvuru, “işe başlamak istiyorum” iradesini açıkça içermeli ve mümkünse yazılı şekilde yapılmalıdır.

İşçi bu süre içinde başvurmazsa, kanun açık bir şekilde işverenin yapmış olduğu feshin geçerli hale geleceğini, yani artık işe iade hükümlerinin değil, normal fesih hükümlerinin uygulanacağını öngörür. Bu durumda mahkeme kararı teorik olarak varlığını sürdürse de, işe iade ve buna bağlı boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatı gibi önemli haklar fiilen ortadan kalkabilir. İşverenin de bu başvuruya kayıtsız kalmaması gerekir. İşveren başvuruya karşılık işçiyi bir ay içinde işe başlatmalı veya işe başlatmayacağını açıkça bildirmelidir. Yargıtay, işverenin çağrısında samimiyet arar; işçinin önceki pozisyonundan çok farklı, daha düşük ücretli veya fiilen çalışılamayacak bir görev teklif edilmesi çoğu kararda işe başlatmama olarak değerlendirilir ve tazminat sorumluluğunu doğurur. Bu nedenle hem işçinin süreleri kaçırmaması hem de işverenin şeffaf ve iyi niyetli bir irade açıklaması yapması hayati önem taşır.

İşe İade Davası Sonrası İşe Başlatılmayan İşçinin Kıdem Tazminatı Alacağının Hesabında Emsal İşçinin Ücretinin Esas Alınması Gereği

İşe iade davası sonunda işçi süresinde başvuru yaptığı halde işveren tarafından işe başlatılmıyorsa, bu durum işçi lehine bir dizi mali sonuç doğurur. Öncelikle işçiye, mahkemenin belirlediği sınırlar içinde 4 ila 8 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ile en çok 4 aya kadar “boşta geçen süre” ücreti ödenir. Bunun yanında, işçinin kıdemi ve fesih şekline göre kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve varsa yıllık izin ücreti gibi diğer işçilik alacakları da gündeme gelir. Burada kritik nokta, bu alacakların hangi ücret üzerinden hesaplanacağıdır. Yargıtay’ın istikrarlı uygulamasına göre, işe iade davası sonrasında işe başlatılmayan işçinin tazminat hesaplarında, fesih tarihindeki ücret değil, işverenin işe başlatmadığı tarihteki emsal işçi ücreti esas alınmalıdır.

Emsal işçi, aynı işyerinde benzer işi yapan, benzer kıdem ve niteliklere sahip işçiyi ifade eder. İşyerinde birebir aynı pozisyonda çalışan kimse yoksa, piyasada ve sektörde benzer iş için ödenen ücretler araştırılır. Böylece, işçinin yargılama sürecinde mahrum kaldığı ücret artışları da telafi edilir. Ayrıca, boşta geçen en fazla 4 aylık süre, işçinin kıdem süresine eklenir ve kıdem tazminatı buna göre yeniden hesaplanır. Uygulamada sık görülen hata, bilirkişi raporlarında hâlâ fesih tarihindeki ücretin esas alınması ve yargı kararlarının bu nedenle bozulmasıdır. Bu nedenle işçinin mahkemeyi kazanması, sadece “davanın kabulü” anlamına gelmez; aynı zamanda alacakların, emsal ücret ve güncel haklar dikkate alınarak yeniden ve doğru şekilde hesaplanmasını gerektirir.

Çalışma alanlarımızdan iş hukuku hakkında daha detaylı bilgi için web sitemizi ziyaret edebilirsiniz. 

İşverenin Mal Varlığına Haciz

Mahkeme kararının ardından başlatılan ilamlı icra takibi kesinleştikten sonra, işveren borcunu ödemezse işçinin en önemli aracı hacizdir. Haciz, icra dairesinin borçlunun (işverenin) malvarlığına alacaklı lehine el koyması anlamına gelir. Banka hesapları, taşınır mallar, taşınmazlar, üçüncü kişilerdeki alacaklar gibi pek çok kalem hacze konu olabilir. İşçi, icra dosyası üzerinden haciz talep ederek, icra memurlarının işverenin mallarını tespit etmesini ve kayda almasını sağlar. Malların değeri borcu karşılıyorsa, satış aşamasına geçilir ve satış bedelinden işçinin alacağı ödenmeye çalışılır.

Aşağıdaki tablo, mahkemeyi kazanan işçi açısından temel aşamaları özetlemektedir:

AşamaNe Olur?
Mahkeme kararıİşçi alacaklarının varlığı ve miktarı tespit edilir.
İlamlı icra takibiİcra dairesi işverene ödeme emri gönderir.
Takibin kesinleşmesiİşveren ödeme yapmazsa haciz aşamasına geçilir.
Haciz–satışHaczedilen mallar satılarak işçinin alacağı tahsil edilir.

Uygulamada bazı işverenler, mallarını üçüncü kişilere devretme veya şirketi boşaltma gibi yollarla hacizden kaçmaya çalışabilir. Bu durumda işçi, muvazaalı devir iddiasıyla dava açma, sorumlu yöneticilere yönelme gibi ek hukuki imkanları değerlendirmelidir. Ayrıca işçinin, icra dosyasını takip etmemesi, haciz ve satış taleplerini yenilememesi gibi nedenlerle dosyanın sürüncemede kalması da sık rastlanan bir sorundur.

Tehiri İcra ve Teminat Süreci

İşveren, mahkeme kararına karşı istinaf veya temyiz yoluna başvurmak isteyebilir. Bu durumda, alacağın henüz “kesinleşmediği” gerekçesiyle icra takibinin durdurulmasını talep etme imkânı vardır. Bu mekanizma, uygulamada “tehiri icra” veya “icranın geri bırakılması” olarak adlandırılır. Tehiri icra, kanunda öngörülen şartlar gerçekleştiğinde, üst mahkemenin incelemesi sonuçlanıncaya kadar icra takibinin durdurulması anlamına gelir. Ancak bunun için işverenin, hükmedilen alacağın tamamını karşılayacak tutarda nakit teminat veya kesin ve süresiz banka teminat mektubu sunması gerekir.

İşveren teminat yatırdığında icra müdürlüğü, işverene belirli süre içinde icra mahkemesinden tehiri icra kararı getirmesi için bir mehil vesikası düzenler. Süresi içinde karar getirilirse takip, üst mahkeme incelemesinin sonuna kadar durur; getirilmezse takip devam eder ve haciz ile satış işlemleri sürdürülebilir. İşçi açısından bu süreç, alacağını tahsil etmenin zamanlamasını etkiler. Bir yandan dosya geçici olarak durabilir; diğer yandan teminat sayesinde, işverenin ileride ödeme yapmama riskine karşı güçlü bir güvence oluşturulmuş olur. İşveren tarafında sık yapılan hata, teminat yatırmadan tehiri icra beklemek veya mehil süresini kaçırmaktır. İşçi bakımından hata ise, dosyanın durdurulmasını “hak kaybı” zannederek teminatın sağlayacağı güvencenin önemini gözden kaçırmaktır.

İşverenin Mal ve Alacaklarının Haczi Durumunda İşçilik Alacakları Öncelikli Midir?

İşverenin malvarlığı üzerinde birden fazla alacaklının haciz koydurduğu hallerde, elde edilen satış bedelinin herkese yetmemesi oldukça yaygındır. Bu durumda icra dairesi, sıra cetveli düzenleyerek alacaklılara ödemeyi belirli bir sıraya göre yapar. İşte burada, İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesi devreye girer. Söz konusu hükme göre, işçilerin iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları ile iflas nedeniyle doğan ihbar ve kıdem tazminatları birinci sırada yer alan imtiyazlı alacaklar arasındadır. İmtiyazlı alacak; kanun koyucu tarafından diğer alacaklara göre daha güçlü koruma altına alınmış, öncelikle ödenmesi gereken alacak türünü ifade eder.

İşverenin mal ve alacakları haczedildiğinde, icra dairesi satış bedelini rehinli alacaklılar, imtiyazlı alacaklılar ve diğer adi alacaklılar arasında paylaştırır. Burada işçi alacakları, rehinli alacaklardan sonra ancak adi (imtiyazsız) alacaklardan önce ödenir. Örneğin aynı satış bedeli üzerinde banka kredisi, vergi borcu ve işçi kıdem tazminatı alacağı varsa; rehinli alacak (örneğin ipotekli banka alacağı) ödendikten sonra, geriye kalan kısım öncelikle işçi alacaklarına tahsis edilir. Yargıtay, hacze iştirak hükümleri (İİK m. 100 ve 101) çerçevesinde, birden fazla alacaklının aynı hacze katılması halinde de sıra cetvelinin 206. maddeye göre düzenlenmesi gerektiğini kabul eder. Uygulamada işçilerin önemli bir kısmı bu imtiyazın farkında olmadığı için, sıra cetveline süresinde itiraz etmemekte ve hak ettikleri önceliği kaybedebilmektedir.

Rehinli ve İmtiyazsız Alacaklar Arasındaki Sıra

İcra ve iflas hukukunda alacakların hangi sırayla ödeneceği, alacağın niteliğine göre değişir. En güçlü konumda genellikle rehinli alacaklar bulunur. Rehinli alacak; ipotek, ticari işletme rehni, taşınır rehni gibi güvencelerle teminat altına alınmış alacaklardır. Borçluya ait rehne konu mal satıldığında, satış bedeli öncelikle bu rehinli alacakların ödenmesine tahsis edilir. Rehinli alacaklar tamamen ödendikten sonra geriye bir tutar kalırsa, sıra imtiyazlı alacaklara, ardından imtiyazsız (adi) alacaklara gelir. İşçi alacakları, kıdem ve ihbar tazminatı başta olmak üzere belirli şartlar altında imtiyazlı alacak olarak korunduğu için, rehinli alacaklardan sonra fakat adi alacaklardan önce ödeme görür.

İmtiyazsız alacaklar; kanunda özel bir imtiyaz tanınmamış, genel nitelikli alacaklardır. Tedarikçi borçları, bazı ticari alacaklar bu kapsamda değerlendirilebilir. Satış bedeli, rehinli ve imtiyazlı alacakları dahi karşılamaya yetmezse, çoğu zaman adi alacaklılara herhangi bir ödeme yapılamaz. Bu tablo, özellikle mali zorluk içindeki işverenler bakımından işçi alacaklarının önemini daha da artırır. İşçi, sıra cetvelinin hatalı düzenlendiğini düşünüyorsa, İİK hükümlerine göre sıra cetveline itiraz davası açarak hem kendi alacağının miktarına hem de sırasına ilişkin itirazlarını mahkeme önüne taşıyabilir. Bu aşamada hata yapılması, mahkemeyi kazanan işçinin dahi fiilen alacağını tahsil edememesi sonucunu doğurabilir.

İşveren İflas Ederse İşçinin Kıdem Tazminatı Öncelikli Midir?

İflas, borçlunun tüm malvarlığının toplu bir icra işlemiyle tasfiye edilmesi ve alacaklılara kanuni sıraya göre ödeme yapılması sürecidir. İşverenin iflas etmesi durumunda, artık bireysel icra takipleri büyük ölçüde anlamını yitirir; alacaklılar iflas masasına başvurarak alacaklarını bildirmek zorundadır. Bu aşamada işçilerin mahkemeyi kazanmış olması, alacağın miktarı ve niteliğinin tespiti açısından önemli olmakla birlikte, ödeme sıralaması üzerinde belirleyici olan yine İİK m. 206 hükmüdür. Buna göre, işçilerin iflastan önceki bir yıl içinde tahakkuk eden veya iflas nedeniyle doğan kıdem ve ihbar tazminatları, birinci sıra imtiyazlı alacaklar arasında sayılır.

Pratikte iflas masasındaki malvarlığı çoğu zaman tüm alacaklıları tam olarak tatmin etmeye yetmez. Bu durumda önce rehinli alacaklar, ardından imtiyazlı alacaklar, en son da adi alacaklar ödenir. İşçinin kıdem tazminatı ve belirli koşullardaki diğer işçilik alacakları, bu hiyerarşi içinde güçlü bir konuma sahiptir. Mahkemeyi kazanmış olmak, alacağın varlığını tartışmasız hale getirdiği için işçinin iflas masasına başvurusunu da kolaylaştırır. Ancak işçiler çoğu zaman iflas ilanını takip etmemekte, alacaklarını süresinde iflas masasına kaydettirmemekte veya imtiyazlı alacak statüsünü doğru belirtmemektedir. Bu tür hatalar, mahkeme kararı olmasına rağmen, iflas tasfiyesinden beklenen oranda pay alınamamasına yol açabilir.

İşverenin Konkordato İlan Etmesi Halinde Kıdem Tazminatı ve İşçilik Alacaklarının Durumu

Konkordato, mali sıkıntıya düşmüş bir borçlunun (çoğunlukla şirketin), alacaklılarıyla belirli bir indirim veya vade uzatımı konusunda anlaşarak iflastan kurtulmasını sağlayan hukuki bir yeniden yapılandırma sürecidir. İcra ve İflas Kanunu’na göre borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan her borçlu konkordato talep edebilir. Mahkeme konkordato talebini kabul ettiğinde, borçluya belirli bir konkordato mühleti tanır; bu süre içinde borçlu aleyhine yeni takip başlatılamaz ve mevcut takipler kural olarak durur. Amaç, şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi ve alacaklıların da en azından bir kısmına kavuşabilmesidir.

Bu süreç, iş mahkemesini kazanmış işçiler için özel bir önem taşır. Zira konkordato mühleti içinde genel takip yasağı söz konusudur; ancak kanun, işçilerin emek karşılığı doğan bazı alacakları için istisna tanımıştır. İşçinin elinde mahkeme kararı bulunsa da, konkordato sürecinin devreye girmesi, ilamlı icra takibinin durmasına veya hiç başlatılamamasına neden olabilir. Bu nedenle işçinin, işvereninin konkordato ilan ettiğini takip etmesi, konkordato mahkemesi nezdinde haklarını savunması ve alacaklarını konkordato projesine doğru şekilde kaydettirmesi gerekir. Aksi halde, konkordato sonunda öngörülen indirim ve vadeler işçinin aleyhine daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Konkordato Sürecinde İşçilik Alacakları İçin Takip Mümkün mü?

Konkordato mühleti içinde genel kural, borçlu aleyhine icra takibi başlatılamaması ve başlamış takiplerin durmasıdır. Ancak İİK m. 294, bu kurala önemli bir istisna getirir: Kanunun 206. maddesinin birinci sırasında yer alan imtiyazlı alacaklar için, konkordato süresince de haciz yoluyla takip yapılabilir veya daha önce başlamış takipler devam edebilir. İşçi alacakları bakımından bu hükmün anlamı şudur: Kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi birinci sıra imtiyazlı işçilik alacakları için, konkordato mühletinde dahi takip başlatmak veya mevcut takibi sürdürmek mümkündür.

Bu düzenleme, mahkemeyi kazanmış ve alacağı bu kapsamda tespit edilmiş işçi için önemli bir koruma sağlar. İşveren konkordato ilan ettiğinde, diğer pek çok alacaklı beklemek zorunda kalırken, işçinin belirli işçilik alacakları yönünden takibe devam edebilmesi veya takip başlatabilmesi, fiili tahsilat ihtimalini artırır. Ancak burada da işçinin alacağının niteliğini doğru tanımlaması, konkordato dosyasına zamanında başvurması ve gerekirse sıra cetveline veya konkordato projesine itiraz etmesi gerekir. Aksi takdirde, imtiyazlı alacak konumu tam olarak korunamayabilir ve konkordato sonunda işçinin eline geçecek tutar beklenenden daha düşük olabilir.

Sonuç Olarak

İşçinin mahkemeyi kazanması, tek başına sürecin sona erdiği anlamına gelmez; aksine, doğru adımlar atıldığı takdirde hakların güvence altına alınabileceği yeni bir aşamayı başlatır. İşe iade davalarında işçinin 10 iş günü içinde işverene başvurması, işverenin ise bir ay içinde samimi bir şekilde işe başlatma iradesini açıklaması şarttır. İşe başlatılmama halinde, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti ile birlikte kıdem ve ihbar tazminatı gibi alacaklar, işe başlatmama tarihindeki emsal işçi ücreti esas alınarak hesaplanmalıdır. Alacak davalarında ise mahkeme kararı, ilamlı icra takibinin temel dayanağıdır; icra takibinin başlatılması, haciz ve gerekirse satış işlemlerinin talep edilmesi çoğu zaman zorunlu hale gelir.

İşverenin malvarlığının yetersiz olduğu veya iflas ve konkordato gibi toplu icra süreçlerinin devreye girdiği durumlarda, işçi alacaklarına tanınan imtiyazlı statü, işçinin ödeme sıralamasında güçlü bir konuma sahip olmasını sağlar. Buna rağmen, iflas masasına veya konkordato dosyasına süresinde başvurmamak, sıra cetveline itiraz etmemek, alacağın tür ve niteliğini yanlış bildirmek gibi hatalar, mahkeme kararıyla kazanılmış hakların dahi tam olarak tahsil edilememesine yol açabilir. Bu nedenle, mahkemeyi kazanan işçinin hem karar sonrasındaki icra ve takip süreçlerini hem de işverenin mali durumuna bağlı özel rejimleri (iflas, konkordato, haciz, tehiri icra vb.) dikkatle izlemesi ve gerektiğinde uzman hukuki destek alması, hak kayıplarını önlemenin en etkili yoludur.

Sıkça Sorulan Sorular

İşçinin mahkemeyi kazanması durumunda işveren hemen ödeme yapmak zorunda mıdır?

Mahkeme kararı, işverenin belirli alacakları ödeme borcunu tespit eder; ancak işveren çoğu zaman kendiliğinden ödeme yapmaz. İşçi genellikle mahkeme kararına dayanarak ilamlı icra takibi başlatmalı, icra dairesinin gönderdiği ödeme emrine rağmen borç ödenmezse haciz ve satış talep etmelidir. Karar, alacağın varlığını garanti eder; fiili tahsil için icra süreci ayrıca işletilmelidir.

İşe iade davasını kazanan işçi 10 günlük başvuru süresini kaçırırsa ne olur?

İş Kanunu’na göre işçi, işe iade kararının tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işverene başvurmazsa, işverenin yapmış olduğu fesih geçerli hale gelir. Bu durumda işe iade hükümleri uygulanmaz; işçi, normal feshe bağlı olarak sadece kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer alacaklarını talep edebilir. Boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı gibi özel haklardan yararlanılması mümkün olmaz.

İş mahkemesini kazanan işçi, işveren iflas ederse alacağını kaybeder mi?

İşverenin iflası, alacağın otomatik olarak ortadan kalkması anlamına gelmez; ancak alacağın nasıl ve ne kadar ödeneceğini etkiler. İİK m. 206 gereği işçilerin belirli kıdem ve ihbar tazminatı alacakları birinci sıra imtiyazlı alacak sayılır ve rehinli alacaklardan sonra, adi alacaklardan önce ödenir. İşçi, alacağını iflas masasına süresinde kaydettirir ve imtiyazlı statüsünü doğru belirtirse, tasfiye sürecinde diğer birçok alacaklıya göre daha avantajlı bir pozisyonda olur.

Konkordato ilan eden işveren aleyhine işçi icra takibi yapabilir mi?

Konkordato mühleti içinde genel kural, borçlu aleyhine yeni takip başlatılamaması ve mevcut takiplerin durmasıdır. Ancak işçilerin İİK m. 206’nın birinci sırasında yer alan imtiyazlı alacakları (özellikle kıdem ve ihbar tazminatları) için istisna tanınmıştır. Bu alacaklar bakımından, konkordato sürecinde de haciz yoluyla takip başlatılabilmekte veya daha önce başlatılmış takipler devam ettirilebilmektedir. Bunun için alacağın niteliğinin doğru tanımlanması ve sürecin dikkatle takip edilmesi önem taşır.

“İşçinin Mahkemeyi Kazanması Durumunda Ne Olur?” üzerine 4 yorum

  1. Merhaba iş mahkemesini kazandım 193 bin icra yoluyla para yattı fakat avukat hesaplama yaptı 111 tl si bana ödendi kesintiler olduğunu söyledi masrafları düşüp bana ödedi doğrumudur?

    Yanıtla
  2. is mahkemesini 2019 da kazandim. istinafa gittiler ve 65. in tl hak ettik. fakat istinaf sureci haka bitmedi. yil oldu 2025 daha da surer mi bilmem. aceba ne kadar alirim nasil hesaplama yapilacak.

    Yanıtla

Yorum yapın

Hemen Ara