Trafikte yapılan her hata, saniyeler içinde bir insanın hayatını değiştirebilecek sonuçlar doğurabilir. Özellikle arabayla adam yaralama söz konusu olduğunda, cezanın ne olacağını belirleyen temel unsur, olayın “kaza” niteliğinde mi yoksa bilinçli bir hareket sonucu mu meydana geldiğidir. Uygulamada çoğu dosya, taksirle yaralama (dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışla istemeden yaralama) kapsamında değerlendirilirken, bazı ağır ihlaller veya bilerek araca yön verme hallerinde kasten yaralama hükümleri devreye girebilmektedir. Aşağıda, TCK hükümleri ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde, arabayla adam yaralamanın cezasının nasıl belirlendiğini; şikâyet, uzlaşma, tazminat ve sık yapılan hatalar dahil olmak üzere sistematik biçimde bulabilirsiniz.
Taksirle Yaralama Suçu Nedir?
Taksirle yaralama suçu, sürücünün dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu, öngörülebilir bir sonucu öngörmeden bir kişinin yaralanmasına sebep olmasıdır. Taksir, hukuken “istenmeyen ama öngörülebilir bir sonuca dikkatsiz, özensiz veya kurallara aykırı davranışla sebebiyet verme” şeklinde özetlenebilir. Örneğin, telefonla konuşurken ışığı kaçırıp aniden fren yapan ve önündeki araca çarparak içeridekilerin yaralanmasına neden olan sürücü, tipik bir taksirle yaralama örneği ile karşı karşıyadır.
Arabayla adam yaralamanın büyük kısmı, hız sınırına uymama, takip mesafesini korumama, kavşaklarda geçiş üstünlüğünü gözetmeme gibi trafik kurallarına aykırı davranışlar sonucu ortaya çıkar. Burada önemli olan nokta, sürücünün yaralanma neticesini istememesi, ancak gereken önlemleri almaması sebebiyle bu sonuca sebebiyet vermesidir. Bilinçli olarak kişiye çarpma, aracı silah gibi kullanma gibi hallerde ise artık taksir değil, kasten yaralama hükümleri gündeme gelir.
Taksirle yaralama, sadece trafik kazalarında değil; iş kazasında, doktor hatasında veya günlük hayatta yapılan dikkatsiz hareketlerde de karşımıza çıkabilir. Ancak yol açısından bakıldığında, trafik dosyalarında kusur değerlendirmesi için çoğu zaman bilirkişi raporları, hız analizleri, fren izleri ve kamera kayıtları kullanılmakta; bu teknik veriler, sürücünün taksir derecesini ve cezanın alt-üst sınırdan belirlenmesini doğrudan etkilemektedir.
Taksirli Yaralama Suçunun Unsurları
Taksirli yaralama suçunun oluşması için bir trafik dosyasında belirli unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir. İlk unsur, fiilin kanunda taksirle işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiş olmasıdır. Yaralama suçu, açıkça taksirle işlenebilen suçlar arasında yer aldığından, trafik kazası sonucu vücut bütünlüğü zarar gören mağdur lehine ceza sorumluluğu doğabilir. İkinci unsur, sürücünün davranışının iradi olmasıdır; örneğin, kendi isteğiyle direksiyon başına geçmesi, aracın kontrolünü üstlenmesi, hız ve şerit tercihlerini kendisinin belirlemesi gibi.
Üçüncü unsur, meydana gelen yaralanma sonucunun sürücü tarafından istenmemesidir. Sürücü, yaralanma neticesini isteseydi taksir değil kast gündeme gelir, bu da ceza miktarını kökten değiştirirdi. Dördüncü unsur, sürücü davranışı ile yaralanma sonucu arasında nedensellik bağı bulunmasıdır. Başka bir kişinin ani ve öngörülemez davranışı veya olağanüstü bir dış etken (örneğin aniden patlayan lastik, yola düşen büyük bir kaya parçası) bu bağı kesiyorsa, taksirle yaralama sorumluluğu azalabilir veya tamamen ortadan kalkabilir.
Son olarak neticenin “öngörülebilir” olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerekir. Örneğin, meskûn mahalde yüksek hızla gitmenin bir yayaya veya diğer araçlara zarar verme ihtimali herkesçe bilinebilir bir risk olup, bu riskin öngörülmemesi, taksirli hareketin temelini oluşturur. Trafik dosyalarında kusur raporlarında yer alan “asli kusur”, “tali kusur”, “tam kusur” gibi teknik terimler de hâkimin, bu unsurlar ışığında temel cezayı hangi seviyeden başlatacağını belirlemesinde önemli bir ölçüt niteliğindedir.
Mevzuatta Taksirle Yaralama Suçu ve Cezası
TCK m. 89, taksirle yaralama suçunun temel cezasını ve nitelikli halleri düzenler. Basit taksirle yaralamada, yani mağdurun yaralanmasının hayati tehlike yaratmadığı, ciddi organ fonksiyon kaybına yol açmadığı hallerde ceza 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Mahkeme, somut olaya göre hapis cezası yerine doğrudan adli para cezasına da hükmedebilir; ancak hapis cezası tercih edildiğinde çoğu durumda artık bu ceza adli para cezasına çevrilemez, sadece erteleme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi kurumlar gündeme gelebilir.
Yaralanmanın daha ağır sonuçlar doğurması halinde ise cezada artırım yapılır. Örneğin, mağdurun vücudunda kemik kırığı, kalıcı iz, organ fonksiyonunda sürekli zayıflama ya da hayati tehlike söz konusuysa, temel ceza yarı oranında; iyileşmesi mümkün olmayan hastalık, organ kaybı, konuşma veya çocuk yapma yeteneğinin kaybı gibi durumlarda ise bir kat artırılmaktadır. Aynı kazada birden fazla kişinin yaralanması halinde ise kanun, özel bir düzenleme ile 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngörmüş ve bu durumda adli para cezasına hükmedilebilme imkânını daraltmıştır.
| Durum | Uygulanan Hüküm | Ceza Aralığı (Temel) |
|---|---|---|
| Basit yaralanma (BTM ile giderilebilir) | TCK 89/1 | 3 ay – 1 yıl hapis veya adlî para |
| Nitelikli yaralanma (kemik kırığı, hayati tehlike vb.) | TCK 89/2–3 | Temel cezanın 1/2 ya da 1 kat arttırımı |
| Birden fazla kişinin yaralanması | TCK 89/4 | 6 ay – 3 yıl hapis |
Arabayla adam yaralama dosyalarında hâkim, bu çerçeve içinde; sürücünün alkol durumu, hız ihlali, daha önceki benzer sabıkaları, olay sonrası yaralılarla ilgilenip ilgilenmediği gibi faktörleri de dikkate alarak somut cezayı belirler. Ağır alkol, tam kusur ve olumsuz kişilik göstergeleri bir araya geldiğinde, cezanın üst sınıra yakın belirlendiği Yargıtay kararlarında sıklıkla görülmektedir.
Yaralama Suçunda Basit Taksir ve Bilinçli Taksir Ayrımı
Basit taksir, sürücünün yol ve trafik şartlarında ortaya çıkabilecek bir tehlikeyi öngörmemesine rağmen, dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ederek bu tehlikeyi gerçekleştirmesidir. Örneğin, kaygan zeminde hızını hafif artıran sürücünün kazaya sebebiyet vermesi, çoğu durumda basit taksir kapsamında değerlendirilir. Buna karşılık bilinçli taksir halinde, sürücü tehlikeyi öngörmesine rağmen, “bana bir şey olmaz” düşüncesiyle davranışına devam eder; neticeyi istemez ama gerçekleşme ihtimalini bilerek göze alır.
Karayolu uygulamasında, yüksek promil alkolle araç kullanmak, sollama yasağının bulunduğu yerlerde sollama yapmak, meskûn mahalde aşırı hız yapmak, ters yönden gitmek gibi davranışlar çoğu kez bilinçli taksir olarak nitelendirilmektedir. Bu durumda TCK m. 22/3 gereğince taksirle belirlenen ceza 1/3’ten 1/2’ye kadar artırılır. Bu artırım, özellikle zaten üst sınıra yakın belirlenmiş hapis cezalarında önemli bir süre farkına yol açar ve ertelenme veya HAGB imkanlarını da fiilen zorlaştırabilir.
Uygulamada bir adım daha ötede yer alan kavram ise olası kasttır. Olası kastta, fail olası sonucu yalnızca öngörmez; aynı zamanda bu sonucu kabullenerek hareketine devam eder. Örneğin kalabalık bir gruba doğru yüksek hızla araç sürme, Yargıtay kararlarında zaman zaman olası kastla yaralama veya öldürme çerçevesinde tartışılmaktadır. Somut olayda sürücünün neticeyi kabullenip kabullenmediği, yani “bilseydi yine de yapar mıydı?” sorusuna verilecek yanıt, bilinçli taksirle olası kastın ayrımında belirleyici olmaktadır.
Bilinçli Taksirle Yaralama Suçunun Cezası
Bilinçli taksirle yaralama halinde, arabayla adam yaralamanın cezası önce TCK 89’a göre taksir çerçevesinde belirlenir, ardından TCK 22/3 uyarınca artırıma tabi tutulur. Örneğin, kemik kırığına neden olan ve 1 yıl hapis cezası belirlenen bir olayda, sürücünün 2–3 promil civarı alkolle araç kullandığı, daha önce de alkollü kazaya karıştığı tespit edilmişse, ceza 1/3–1/2 oranında artırılarak 1 yıl 4 ay – 1 yıl 6 ay aralığına çıkarılabilir.
Yargıtay, bilinçli taksir uygulamasında yalnızca alkol varlığını yeterli görmez; alkolün kazanın oluşumuna etkisi, sürücü davranışları, hız, yol durumu gibi parametreleri birlikte değerlendirir. Raporlarda, “alkolün olay üzerinde etkili olmadığı” veya kazanın başka bir kural ihlaliyle ilişkili olduğu belirtilmişse, sırf alkol var diye bilinçli taksir kabul edilmesi bozma sebebi yapılabilmektedir. Bu nedenle savunma stratejisinde, bilirkişi raporlarının içeriği ve özellikle “alkolün etkisi” kısmı büyük önem taşır.
Taksirle Yaralama ile Trafik Güvenliğini Tehlikeye Düşürme Suçunun Birlikte İşlenmesi
Bazı dosyalarda sürücünün tek eylemi hem taksirle yaralama hem de trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarının şartlarını birlikte karşılayabilmektedir. Örneğin, çok yüksek promil alkolle meskûn mahalde hız yapan bir sürücünün, aynı zamanda bir kişiyi yaralaması gibi. Yargıtay, bu tür hallerde “zarar suçu” olan taksirle yaralama ile “tehlike suçu” olan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun hangisinden cezalandırma yapılacağı konusunda bir öncelik sıralaması benimsemektedir.
Genel kabul; sürücünün taksirle yaralamadan cezalandırılmasının mümkün olduğu hallerde yalnızca taksirle yaralama suçundan hüküm kurulması, uzlaşma, şikâyet yokluğu veya başka bir nedenle taksirle yaralama yönünden ceza verilemediğinde ise trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna yönelinmesi gerektiği yönündedir. Böylece sürücü, tek eylem nedeniyle aynı anda iki ayrı cezaya mahkûm edilmez; ancak zarar suçu düşerse tehlike suçundan sorumluluk gündeme gelir. Bu ayrım, hem iddianame düzenlenirken hem de mahkeme hükmü kurulurken dikkatle gözetilmesi gereken önemli bir teknik ayrıntıdır.
Kasten Yaralama Suçu Nedir?
Kasten yaralama suçu, failin bir kimsenin vücuduna acı vermek, sağlığını veya algılama yeteneğini bozmak amacıyla bilerek ve isteyerek hareket etmesi halinde oluşur. Araba kullanırken bir kişiye bilerek yönelmek, aracı “silah gibi” kullanmak veya korkutmak amacıyla üzerine sürerken yaralanmaya sebebiyet vermek, artık tipik trafik kazası değil, kasten yaralama kapsamında değerlendirilebilecek davranışlardır. Burada belirleyici nokta, sürücünün neticeyi öngörmesi ve istemesidir; yani amaç “yalnızca hatalı bir manevra” değil, mağdurun beden bütünlüğüne zarar verme iradesidir.
Kasten yaralama suçu TCK 86 ve 87. maddelerde düzenlenmiş olup, korunan hukuki değer kişinin vücut dokunulmazlığıdır. Sürücünün aracı kasten yayaya yöneltmesi, dar bir sokakta karşı tarafa ders vermek için aracı üzerine sürmesi ve çarpma sonucu yaralanma meydana gelmesi gibi senaryolarda, ceza artık taksir sınırlarının çok üzerine çıkmaktadır. Özellikle araçtan inip kavga etmek yerine aracı kullanarak zarar verme yolunu seçen kişilere ilişkin dosyalarda, mahkemeler kasten yaralama hükümlerini uygulamaya daha eğilimlidir.

Kasten Yaralama Suçunun İşlenme Biçimleri
Kasten yaralama suçu, araç kullanımıyla birlikte farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir. En klasik örnek, sürücünün daha önce tartıştığı kişiyi gördüğünde aracı üzerine sürerek çarpmasıdır. Bu durumda araç, hukuken “yaralamaya elverişli bir araç” kabul edilerek, silahla kasten yaralama hükümleri gündeme gelebilir. Yine bir yayayı korkutmak için hızla yanından geçmek, aracı çok yakından ve tehlikeli biçimde kullanmak, kişiyi sıkıştırarak duvarla araç arasında bırakmak gibi hareketler de kasten yaralamaya veya en azından teşebbüse konu olabilir.
Önemli olan husus, yaralama sonucunun bir ihtimal olarak değil, failin hareketinin doğal ve istenen sonucu olarak ortaya çıkmasıdır. Örneğin, yaya yolunda park meselesi yüzünden tartıştığı kişiye aracıyla doğru yönelen sürücü, fren yapma imkânı olmasına rağmen fren yapmayıp çarparsa, artık “kazadan” değil kasttan söz edilir. Bu durumda temel ceza, basit kasten yaralama için dahi, taksirli yaralamaya kıyasla oldukça yüksek bir seviyeden başlar ve nitelikli haller devreye girdiğinde 10 yılı aşan hapis cezalarına kadar çıkabilir.
Mevzuatta Kasten Yaralama Suçu ve Cezası
TCK 86’ya göre, kasten bir kimsenin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, temel olarak 1 yıl 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yaralanmanın etkisi basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeyde ise, mağdurun şikâyeti üzerine 6 aydan 1 yıl 6 aya kadar hapis veya adli para cezası verilebilir. Arabayla kasten adam yaralama vakalarında ise çoğu kez basit BTM sınırlarını aşan etkiler ortaya çıktığından, daha yüksek ceza aralıkları gündeme gelir.
TCK 87’de düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hallerinde, mağdurun organ fonksiyon kaybı, yüzünde sabit iz, hayati tehlike, kalıcı hastalık, organ yitimi veya gebelikte çocuğun ölümü gibi ağır sonuçlar ortaya çıkarsa ceza bir veya iki kat artırılır ve alt sınırlar önemli ölçüde yükselir. Kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmişse, 10–18 yıl arasında değişen hapis cezaları söz konusu olabilir. Dolayısıyla aracı bilerek kişiye yöneltmek ve ağır yaralanma yaratmak, taksir çerçevesine göre çok daha ciddi cezai sonuçlar doğurur.
Kasten Yaralama Suçu Şikayet, Zamanaşımı ve Uzlaştırma
Arabayla adam yaralama kasten işlendiğinde, dosyanın takibi bakımından şikâyet şartı ve uzlaşma imkânı büyük önem taşır. Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek kasten yaralama hallerinde suç şikâyete tabidir; mağdurun olayı ve faili öğrenmesinden itibaren 6 ay içinde şikâyetçi olması gerekir. Bu süre içerisinde şikâyet yapılmazsa, daha sonra ceza davası açılamaz. Buna karşılık, ağır neticeli kasten yaralamalarda şikâyet şartı aranmaz; savcılık resen soruşturma yapar ve şikâyetten vazgeçme kamu davasını düşürmez.
Basit kasten yaralama ve ihmali davranışla kasten yaralama suçları uzlaştırma kapsamında olduğundan, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında önce uzlaşma prosedürü işletilmelidir. Taraflar uzlaşırsa ceza davası, uzlaşma sonucuna göre düşebilir veya hüküm verilmesine yer olmadığına karar verilebilir. Ağır neticeli kasten yaralamalarda ise uzlaştırma kurumu dışına çıkılması daha sık görülen bir yaklaşımdır. Trafikte aracı bilerek silah gibi kullanarak yaralama dosyalarında, mağdurun uğradığı zararın ağırlığı, çoğu kez savcılık ve mahkeme açısından kamu davasının devamını gerektiren bir ölçü olarak kabul edilir.
Taksirle Yaralama Halinde Tazminat Sorumluluğu
Ceza davasından tamamen bağımsız fakat onunla sıkı bağlantılı olan bir diğer boyut da tazminat sorumluluğudur. Arabayla adam yaralama halinde mağdur, kusurlu sürücüye karşı maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Maddi tazminat, tedavi giderleri, iş göremezlik (geçici ve kalıcı), kazanç kaybı gibi kalemleri; manevi tazminat ise kişinin yaşadığı acı, elem ve ruhsal sarsıntıyı karşılamayı amaçlar. Trafik kazalarında çoğu zaman zorunlu trafik sigortası ve varsa kasko sigortası da devreye girer; tazminatın önemli bir kısmı bu poliçeler üzerinden ödenir.
Taksirle yaralamada ceza mahkemesince kusur oranı ve yaralanmanın ağırlığına ilişkin yapılan tespitler, tazminat davasında da dikkate alınır. Ancak hukuk mahkemesi, gerektiğinde yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur ve zarar hesabını kendi dosyası üzerinden de değerlendirebilir. Mağdurun tedavi sürecinde iş göremez hale gelmesi, mesleğinden uzak kalması veya kalıcı sakatlık yaşaması gibi durumlar, tazminat miktarını ciddi biçimde artıran unsurlar arasındadır.
Önemli bir nokta, ceza davasında verilen beraat kararının, her durumda tazminat hakkını ortadan kaldırmadığıdır. Özellikle kusur tartışmalı olaylarda, ceza mahkemesi sanık lehine şüpheden beraat kararı verip, hukuk mahkemesi daha düşük ispat standardı ile kısmi kusur tespiti yaparak yine de tazminata hükmedebilir. Bu nedenle arabayla adam yaralama dosyalarında, yalnızca ceza soruşturmasına odaklanmak yerine, tazminat sürecinin de baştan itibaren planlanması gerekir.
Taksirle Yaralama Yargıtay Kararları ve Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
Yargıtay içtihatları, arabayla adam yaralamanın cezası belirlenirken hem sürücüler hem de mağdurlar için önemli yol gösterici ilkeler ortaya koymaktadır. Özellikle yüksek promil alkolle araç kullanarak kazaya sebebiyet verilmesi, sollama yasağı olan yerde sollama, ters yönde seyir gibi ağır ihlallerde Yargıtay, bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasını gerekli görmektedir. Buna karşılık, sadece düşük düzeyde alkol bulunması, kazanın oluşumuna alkolün etkisinin raporlarla desteklenmemesi halinde, sırf alkol var diye bilinçli taksir kabul edilmesini hukuka aykırı bulabilmektedir.
Uygulamada sık görülen hatalardan bazıları şunlardır:
- Mağdurun “basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek” bir yaralanması olmasına rağmen, şikâyet süresinin kaçırılması nedeniyle ceza davası açılamaması.
- Birden fazla mağdurun bulunduğu dosyalarda uzlaşma tekliflerinin yanlış uygulanması ve hepsi reddetmiş gibi işlem yapılması.
- Sanığın olay sonrası yaralılarla hiç ilgilenmemesi, olay yerinden kaçması gibi davranışların yeterince dikkate alınmaması.
- Kazanın yalnızca “trafik güvenliğini tehlikeye düşürme” suçu kapsamında değerlendirilip, yaralanma boyutunun gözden kaçırılması.
Yargıtay, temel ceza belirlenirken sanığın kusur yoğunluğunu, yaralanan kişi sayısını ve yaralanmanın ağırlığını yeterince dikkate almayan kararları bozmakta; orantılılık ilkesi gereği, basit bir yaralanmayla üç kişinin ağır kırıkla yaralandığı dosyanın aynı ceza seviyesinden değerlendirilmesini kabul etmemektedir. Bu nedenle hem savunma hem mağdur vekilliğinde, bilirkişi raporlarının içeriği, adli tıp raporları, kazanın oluş şekli ve sanığın olay öncesi/sonrası tutumları titiz bir şekilde dosyaya yansıtılmalıdır.
Daha detaylı bilgi için Mersin Trafik Kazası Avukatı Olarak web sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Arabayla adam yaralama her zaman taksirle yaralama olarak mı değerlendirilir?
Hayır. Çoğu trafik dosyası taksirle yaralama kapsamında ele alınsa da, sürücünün aracı bilerek kişiye yöneltmesi, kavga sırasında intikam amacıyla çarpması, “ders vermek” için üzerine sürerken yaralanmaya sebep olması gibi hallerde olay kasten yaralama veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olarak nitelendirilebilir. Bu durumda ceza aralığı taksirli yaralamaya göre çok daha yüksektir ve uzlaşma ya da şikâyetten vazgeçme imkânları sınırlanabilir.
Basit yaralanmalı bir trafik kazasında şikâyet süresini kaçırırsam ne olur?
Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeydeki yaralanmalarda, hem taksirle hem kasten yaralama suçu genellikle şikâyete tabidir ve mağdurun olayı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikâyetçi olması gerekir. Bu süre geçtikten sonra şikâyet hakkı düşer; savcılık resen soruşturma yapamaz ve çoğu durumda ceza davası açılamaz. Ancak yaralanmanın niteliği ağırsa veya bilinçli taksir kabul ediliyorsa, şikâyet şartı aranmayabilir.
Arabayla adam yaralamada hem hapis cezası hem tazminat davası söz konusu olabilir mi?
Evet. Ceza davası ile tazminat davası birbirinden bağımsızdır. Ceza yargılamasında sürücünün kusuru ve suç tipi belirlenirken, hukuk mahkemesinde mağdurun maddi ve manevi zararları değerlendirilebilmektedir. Bir sürücü hem hapis cezasına mahkûm olabilir hem de mağdura veya yakınlarına tedavi giderleri, iş göremezlik, kalıcı sakatlık ve manevi zararlar için yüksek tutarlarda tazminat ödemek zorunda kalabilir. Zorunlu trafik sigortası, kusur ve poliçe limiti çerçevesinde bu yükün bir kısmını üstlenir.
Alkollü araç kullanırken kazaya karışmam bilinçli taksir sayılmak zorunda mı?
Her alkollü kazada otomatik olarak bilinçli taksir uygulanmaz. Yargıtay, alkolün kazanın oluşumuna etkisinin somut olayda ortaya konulmasını aramaktadır. Alkol oranı, sürücünün davranışları, hız durumu, yol ve hava şartları, diğer sürücülerin kusuru gibi faktörler bir arada değerlendirilir. Alkolün kazayı etkilemediği, asıl sebebin başka bir kural ihlali veya üçüncü kişinin ani hareketi olduğu durumlarda, sırf alkol nedeniyle bilinçli taksir uygulanması hukuka aykırı kabul edilebilmektedir. Ancak yüksek promil ve bariz kural ihlalleri bir araya geldiğinde bilinçli taksir uygulaması çok daha güçlü bir ihtimal haline gelir.