Tahliye Taahhütnamesine Dayalı Tahliye Davasında Arabuluculuk Zorunlu Mu?

Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davasında arabuluculuğun zorunlu olup olmadığı, son yıllarda hem kiracılar hem de kiraya verenler açısından çok sık sorulan bir sorudur. Özellikle kira artışlarının gündemde olduğu, tahliye baskısının arttığı dönemlerde, Tahliye Taahhütnamesine Dayalı Tahliye Davasında Arabuluculuk Zorunlu Mu? sorusunun yanıtını bilmemek, ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir. Bu yazıda, tahliye taahhütnamesi kavramının ne olduğunu, hangi şartlarda geçerli sayıldığını, tahliye için icra takibi ve dava yolunun nasıl işlediğini, 01.09.2023 sonrası kira davalarında getirilen zorunlu arabuluculuk sistemini ve tahliye taahhüdüne dayalı davaların bu sistem içindeki özel yerini ayrıntılı şekilde ele alacağız. Ayrıca uygulamada en sık yapılan hataları ve Yargıtay yaklaşımını da dikkate alarak, pratikte yol gösterici olabilecek çerçeveli bir bakış sunacağız.

Tahliye Taahhütnamesi Nedir ve Hukuki Dayanağı Neye Dayanır?

Tahliye taahhütnamesi, kiracının kiralanan taşınmazı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği belgedir. Bu belge, kira sözleşmesinden bağımsız bir irade beyanı olmayıp, mevcut kira ilişkisi içinde kiracının kira süresinin sonunda korunduğu bazı güvencelerden kısmen feragat etmesi anlamına gelir. Tahliye taahhüdü düzenlendiğinde kiraya veren, bu beyana dayanarak kira sözleşmesini icra veya dava yoluyla sona erdirme imkânına sahip olur. Böylece, normalde yıllar sürebilecek tahliye süreçleri, daha hızlı ve öngörülebilir bir zemine oturur.

Tahliye taahhütnamesinin asıl hukuki dayanağı, Türk Borçlar Kanunu’nun 352. maddesidir. Bu madde, kiracının kiralananı teslim aldıktan sonra belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak taahhüt etmesi halinde, kiraya verene bu tarihten itibaren bir ay içinde icra dairesine başvurarak tahliye emri çıkarma veya mahkemede tahliye davası açma hakkı tanır. Buradaki bir aylık süre, teknik olarak hak düşürücü süredir; yani geçirilmesi halinde taahhüde dayanarak tahliye talep etme imkânı ortadan kalkar.

Bu düzenleme yalnızca konut ve çatılı işyeri kiraları için geçerlidir. Depo, arsa gibi taşınmazlar ya da belirli nitelikteki taşınır kiraları, TBK 352 kapsamı dışında kalabilir. Bu ayrım önemlidir; çünkü tahliye taahhütnamesine dayanarak açılan davalarda mahkemeler öncelikle kiralanan yerin hukuki niteliğini incelemekte, konut veya çatılı işyeri niteliği taşımıyorsa taahhüde dayalı tahliye talebini reddedebilmektedir. Dolayısıyla, tarafların sözleşme aşamasında kiralananın türünü doğru belirlemesi ve tapu/iskan kayıtlarını dikkate alması, ileride çıkacak uyuşmazlıklarda büyük önem taşır.

Tahliye Taahhütnamesinin Geçerlilik Şartları ve Sık Yapılan Hatalar

Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davalarında ilk bakılan nokta, taahhütnamenin geçerlilik şartlarını taşıyıp taşımadığıdır. Uygulamada en çok tartışılan ve Yargıtay kararlarında da sıkça karşılaşılan konular bu aşamada ortaya çıkar. Geçerli bir tahliye taahhüdü için öncelikle belgenin yazılı olması, kiracı veya temsilcisi tarafından imzalanmış bulunması ve tahliye tarihinin açıkça belirtilmiş olması gerekir. Birden fazla kiracı varsa, kural olarak tüm kiracıların imzası aranır; aksi halde taahhüdün yalnızca imza atan kiracı bakımından sonuç doğurması gündeme gelebilir.

Diğer kritik şart, taahhütnamenin kira sözleşmesinin imzalanmasından ve kiralananın fiilen tesliminden sonra verilmesidir. Kiralananın tesliminden önce ya da kira sözleşmesi ile aynı gün alınan taahhütler, çoğu zaman kiracının serbest iradesini zedeleyen bir baskı aracı olarak değerlendirilmekte ve mahkemelerce geçersiz sayılabilmektedir. Kiracı, böyle bir durumda irade sakatlığı (örneğin baskı, hile, tehdit) iddiasında bulunarak taahhüdün iptalini talep edebilir; ancak bu iddiaların belirli süreler içinde ve somut delillerle ispatı gerekir.

Uygulamada sık yapılan hatalar arasında; boş tarihli tahliye taahhütnamesi imzalatılması, kiracının kimliğinin belgeden anlaşılmaması, aile konutu niteliğindeki taşınmazlarda eşin hiç bilgilendirilmemesi, taahhüdün kira artışı baskı aracı olarak kullanılması yer alır. Boş tarihli taahhüdün geçerliliği Yargıtay’da tartışmalı olmakla birlikte, kiracı aleyhine yorumlanabilen kararlar da mevcuttur. Bu nedenle kiracının tarih kısmını boş bırakmaması, baskı altında imza attığını düşünüyorsa ihtarname veya dava yoluyla bu durumu gecikmeden gündeme getirmesi önemlidir. Kiraya veren yönünden ise, taahhüdün tüm şartlara uygun alınmaması, yıllar sonra açacağı tahliye davasının salt şekli eksikliklerden dolayı reddedilmesi riskini doğurur.

Tahliye Taahhütnamesi ile Tahliye Yolları: İcra Takibi ve Tahliye Davası

Geçerli bir tahliye taahhütnamesi elde eden kiraya verenin önünde iki temel yol vardır: ilamsız icra yoluyla tahliye ve tahliye davası. İcra yolunda, kiraya veren tahliye taahhütnamesinin aslını veya onaylı örneğini icra dairesine sunarak tahliye emri düzenlenmesini ister. İcra dairesi, kiracıya tahliye emrini tebliğ eder; kiracı belirlenen süre içinde taşınmazı boşaltmaz veya yasal sürede itiraz etmezse, zorla tahliye mümkündür. Bu süreçte, tahliye taahhüdünün noter düzenlemesiyle alınmış olması önemli avantaj sağlar; çünkü imzaya itiraz imkânı büyük ölçüde ortadan kalkar.

Kira hukukunda sık karşılaşılan diğer yol ise, tahliye davası açılmasıdır. Kiracı, tahliye taahhüdüne rağmen taşınmazı boşaltmaz ve icra takibine itiraz ederse, kiraya verenin Sulh Hukuk Mahkemesi’nde tahliye davası açması gerekir. Dava yolunda mahkeme; taahhüdün geçerliliğini, sürelere uyulup uyulmadığını, kiracının iradesinin sakatlanıp sakatlanmadığını ve kira ilişkisinin niteliğini ayrıntılı olarak inceler. Bu süreç, icra yoluna göre daha uzun sürse de, özellikle imza itirazlarının bulunduğu dosyalarda zorunlu hale gelebilir.

Her iki yol bakımından da en önemli teknik unsur, bir aylık hak düşürücü süreye riayet edilmesidir. Tahliye taahhütnamesinde yazılı tahliye tarihi geçtikten sonra kiraya verenin, bu tarihten itibaren bir ay içinde icra takibi başlatması veya tahliye davası açması gerekir. Aksi durumda taahhüde dayanma imkânı kaybedilir. Bazı durumlarda TBK m.353 uyarınca yazılı bildirimle bu sürenin bir kira dönemi uzatılabilmesi mümkün olmakla birlikte, bu düzenlemenin teknik şartları ve Yargıtay yorumları dikkatle değerlendirilmelidir. Aksi halde sürenin kaçırılması, tüm tahliye stratejisini boşa çıkarabilir.

Kira Davalarında Arabuluculuk Şartı Ne Zaman ve Nasıl Getirildi?

Kira hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk (dava şartı arabuluculuk), 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen hükümlerle, 7. Yargı Paketi olarak bilinen düzenleme kapsamında getirildi. Bu paket, 28.03.2023 tarihinde kabul edilip 05.04.2023 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlandı. Ancak kira ilişkilerinden doğan davalar açısından ilgili maddelerin yürürlük tarihi ayrıca belirlenerek 01.09.2023 olarak ötelendi. Bu nedenle, kira davaları bakımından arabuluculuğun dava şartı haline gelmesi için esas alınacak tarih 1 Eylül 2023’tür.

Düzenlemeye göre, kiralanan taşınmazların İcra ve İflas Kanunu’na göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç olmak üzere kira ilişkisinden kaynaklanan tüm davalarda, mahkemeye başvurmadan önce arabulucuya müracaat zorunlu hale gelmiştir. Buradaki “dava şartı”, mahkemeye dava açabilmek için önceden yerine getirilmesi zorunlu bir ön koşulu ifade eder. Arabulucuya başvurulmadan açılan davalar, esasa girilmeksizin dava şartı yokluğundan reddedilir; bu da davacının hem zaman hem masraf kaybı yaşamasına neden olur.

Bu yeni sistem ile amaçlanan; kira uyuşmazlıklarının önemli bir kısmını mahkemeye gitmeden, daha kısa sürede ve daha düşük maliyetle çözebilmektir. Kira ilişkileri süreklilik arz ettiğinden, tarafların birlikte yaşamaya devam ettiği bir hukuki ilişki söz konusudur. Uygulamada, arabuluculuk görüşmelerinde tarafların ödeme planı, tahliye tarihi, depozito iadesi gibi başlıklarda uzlaşarak hem tahliyeyi hem de alacak-verecek dengesini anlaşma tutanağı ile kalıcı bir çözüme kavuşturdukları görülmektedir. Bu da yargının iş yükünü azaltmakla kalmamakta, tarafların belirsizliğini de önemli ölçüde ortadan kaldırmaktadır.

Tahliye Taahhütnamesine Dayalı Tahliye Davasında Arabuluculuk Süreci

Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davası, TBK m.352 uyarınca kiracının belirli bir tarihte tahliye etmeyi yazılı olarak üstlenmesine rağmen taşınmazı boşaltmaması halinde açılan, genellikle Sulh Hukuk Mahkemelerinde görülen davadır. 01.09.2023 tarihinden sonra, bu dava türü de açıkça dava şartı arabuluculuk kapsamına girmiştir. Yani, kiraya veren tahliye taahhüdüne dayanarak mahkemede doğrudan dava açamaz; önce arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabulucuya yapılan başvuru, tahliye taahhüdünde yer alan bir aylık hak düşürücü süre hesabında da kritik hale gelmiştir; bu nedenle süre yönetimi dikkatle yapılmalıdır.

Pratikte süreç şu şekilde işler: Kiraya veren, tahliye taahhüdünde belirtilen tarihte kiracının taşınmazı boşaltmadığını tespit ettikten sonra, bir aylık süre dolmadan arabuluculuk bürosuna başvurur. Arabuluculuk süreci başlamasıyla birlikte zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin durup durmadığı teknik bir tartışma konusu olmakla beraber, uygulamada güvenli yol, başvuruyu tahliye tarihine mümkün olduğunca yakın, ancak süreyi tüketmeyecek kadar da erken yapmak ve dosya üzerinde uzman bir hukukçuyla birlikte strateji kurmaktır. Arabulucu, tarafları toplantıya davet eder; tahliye tarihi, kira alacakları, depozito, giderler gibi tüm kalemler masaya yatırılır.

Eğer taraflar arabuluculuk görüşmelerinde uzlaşırsa, düzenlenen arabuluculuk anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi alınması halinde mahkeme kararı niteliğinde olur. Bu durumda ayrıca tahliye davası açılmasına gerek kalmadan, anlaşma şartlarına uygun şekilde tahliye gerçekleştirilebilir. Uzlaşma sağlanamazsa, arabulucu son tutanağı düzenler ve davacı bu tutanağı dava dilekçesine ekleyerek tahliye davasını açar. Bu tutanak olmadan açılan tahliye taahhüdüne dayalı davalar, mahkemelerce dava şartı yokluğundan reddedilmektedir. Bu nedenle, davayı açmadan önce arabuluculuk sürecinin usulüne uygun tamamlanması, ev sahibinin en temel yükümlülüklerinden biri hâline gelmiştir.

Tahliye Taahhütnamesine Dayalı İcra Takibinde Arabuluculuk Zorunlu Mu?

Tahliye taahhütnamesi bulunan kiraya verenler açısından kritik bir ayrım, dava yolu ile icra yolu arasındaki farktır. 6325 sayılı Kanun’a eklenen düzenleme, açıkça “kiralanan taşınmazların İcra ve İflas Kanunu’na göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç”doğrudan ilamsız icra takibi başlatmak için arabulucuya gitme zorunluluğu yoktur.

Kiraya veren, tahliye taahhüt tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili icra dairesine başvurarak tahliye emri çıkarılmasını isteyebilir. Bu durumda icra dairesi, tahliye taahhütnamesinin aslını veya onaylı örneğini dosyaya alır, kiracıya tahliye emri gönderir. Kiracı 7 gün içinde icra takibine itiraz etmezse, belirlenen sürede taşınmazdan zorla tahliye edilebilir. Bu aşamada arabuluculuk süreci devreye girmez; takip doğrudan İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürür.

Ancak kiracının takibe imzaya veya borca itiraz etmesi halinde süreç değişir. İtirazla birlikte takip durur; kiraya veren, ya icra mahkemesinde itirazın kaldırılması sürecini işletmeli ya da Sulh Hukuk Mahkemesi’nde tahliye davası açmalıdır. Tahliye taahhütnamesine dayalı icra takibinde imzaya itiraz söz konusu olduğunda genellikle Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğu kabul edilir ve burada açılacak davalar artık dava şartı arabuluculuk

Kira Uyuşmazlıklarında Arabuluculuğun Kapsamı ve Diğer İlgili Davalar

Kira uyuşmazlıklarında arabuluculuk zorunluluğu, yalnızca tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davalarıyla sınırlı değildir. Düzenleme gereği, kiralanan taşınmazdan kaynaklanan tüm kira davaları, ilamsız icra yoluyla tahliye hükümleri hariç olmak üzere dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştır. Bu kapsama; kira bedelinin ödenmemesi sebebiyle açılan iki haklı ihtara dayalı tahliye davaları, gereksinim nedeniyle tahliye, yeniden inşa ve imar sebebiyle tahliye, yeni malikin ihtiyacı, kiracının veya eşinin aynı ilçede konutunun bulunması sebebiyle tahliye ve yıllık uzama süresi sonunda açılan tahliye davaları dahildir.

Bunlara ek olarak, kira tespit davaları, kira alacaklarına ilişkin alacak davaları ve kira borcuna itiraz sonrası açılan itirazın iptali davaları da arabuluculuğa tabidir. Ticari nitelikteki kira sözleşmelerinde, tarafların tacir olması ve sözleşmenin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde, zaten 2018’den beri ticari davalarda dava şartı arabuluculuk uygulanmaktaydı. Yeni düzenleme ile ticari nitelikteki kira ilişkilerinden doğan ve taşınmaz kira hukukuna giren davalar da açıkça zorunlu arabuluculuk sisteminin içinde yer almıştır.

Aşağıdaki tablo, tahliye taahhütnamesi ve kira davaları bakımından arabuluculuk zorunluluğunu özetler:

Uyuşmazlık TürüArabuluculuk Zorunlu mu?
Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davasıEvet, dava açmadan önce zorunlu
Tahliye taahhütnamesine dayalı ilamsız icra takibiHayır, zorunlu değil
Tahliye taahhütnamesine dayalı icra takibine itiraz sonrası açılan tahliye davasıEvet, dava açmadan önce zorunlu
Kira tespit davasıEvet, dava açmadan önce zorunlu
Kira alacağına ilişkin itirazın iptali davasıEvet, dava açmadan önce zorunlu

Bu kapsam, kiralananın mutlaka taşınmaz olması şartına bağlıdır. Taşınır kiralarından doğan bazı uyuşmazlıklar, düzenlemenin dışında kalabilir. Bu nedenle somut olayda, kira ilişkisinin konusu, tarafların sıfatı ve talep türü birlikte değerlendirilmelidir.

Kira Davalarında Arabuluculuğa Başvuru Usulü, Ücreti ve Masraflar

Kira uyuşmazlıklarında arabuluculuğa başvuru, teknik olarak oldukça sade bir prosedüre sahiptir. Taraflardan herhangi biri, uyuşmazlığın konusu olan taşınmazın bulunduğu yer veya davalının yerleşim yeri adliyesindeki arabuluculuk bürosuna giderek başvuru yapabilir. O yerde büro yoksa, adliyenin yazı işleri üzerinden başvuru alınır ve sistem üzerinden bir arabulucu atanır. Taraflar dilerse, kendi aralarında belirledikleri bir arabulucu üzerinde anlaşarak da dosya açılmasını sağlayabilir. Arabulucu, taraflarla iletişime geçer, toplantı günü belirler ve görüşmeleri yürütür.

Arabuluculuk sürecinde geçen süre, 6325 sayılı Kanun uyarınca zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlemesini durdurur. Bu, özellikle tahliye taahhütnamesindeki bir aylık süre açısından önem taşır; ancak her somut olayda sürelerin başlangıç ve durma noktalarının uzman bir hukukçu ile yeniden hesaplanması gerekir. Ücret bakımından; arabulucuya ödenecek bedel, Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak belirlenir. Kira uyuşmazlıklarında konu para alacağı ise, kademeli oranlar uygulanır; yalnızca tahliyeye ilişkin uyuşmazlıklarda ise maktu ücretler söz konusu olabilir.

Zorunlu arabuluculukta, tarafların anlaşmaya varamaması halinde ilk iki saatlik ücret genellikle devlet tarafından karşılanmakta, dosya daha sonra dava konusu olduğunda haksız çıkan taraftan yargılama giderleriyle birlikte tahsil edilmektedir. Anlaşma halinde ise arabuluculuk ücreti kural olarak taraflar arasında eşit paylaşılır; ancak anlaşma belgesinde farklı bir oran kararlaştırılması da mümkündür. Avukatla temsil edilen taraflar bakımından ayrıca arabuluculuk vekâlet ücreti gündeme gelir ve bu ücret Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre belirlenir. Tahliye taahhütnamesine dayalı uyuşmazlıklarda yanlış ücret hesabı, eksik harç yatırılması veya anlaşma belgesine hükümlerin doğru yazılmaması, ileride yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olabileceğinden, sürecin baştan sona profesyonel destekle yürütülmesi önemlidir.

Uygulamada Sık Yapılan Hatalar ve Stratejik Öneriler

Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davaları ve arabuluculuk sürecinde, uygulamada bazı tipik hatalar tekrar tekrar karşımıza çıkmaktadır. Bu hataları bilmek, hem kiraya veren hem de kiracı açısından ciddi avantaj sağlar. En yaygın hatalardan biri, kiraya verenin arabuluculuk başvurusu yapmadan doğrudan tahliye davası açması ve dosyanın dava şartı yokluğundan reddedilmesidir. Bu durumda, bir taraftan zaman kaybedilirken, diğer yandan harç ve giderler de boşa gitmektedir. Benzer şekilde, arabuluculuk süreci tamamlandığı hâlde son tutanağın dava dilekçesine eklenmemesi de usulden ret sebebi olabilmektedir.

Diğer bir problem, tahliye taahhütnamesinin şekil şartlarına yeterince dikkat edilmemesi, boş tarihli imza alınması veya kira sözleşmesiyle aynı anda imzalatılmasıdır. Böyle bir senaryoda kiracı, ileride baskı altında imza attığını ileri sürerek taahhüdün iptalini isteyebilir ve Yargıtay, olayın özelliklerine göre kiracı lehine karar verebilir. Kiraya veren açısından bu, tek dayanağı tahliye taahhütnamesi olan bir davanın tamamen boşa düşmesi anlamına gelir.

Stratejik açıdan, kiraya verenin bir yandan tahliye taahhütnamesine dayalı ilamsız icra yolunu, diğer yandan da gerekli hâllerde tahliye davası açma ihtimalini birlikte değerlendirmesi önemlidir. Kiracının itiraz ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda, icra yolunun yanında arabuluculuk sürecini de doğru zamanda başlatmak ve süreleri kaçırmamak büyük önem taşır. Kiracı açısından bakıldığında ise, geçersiz olduğunu düşündüğü bir tahliye taahhütnamesi için “nasıl olsa kullanılmaz” düşüncesiyle hiçbir işlem yapmamak risklidir. İrade sakatlığı, aile konutu iddiası veya tarih oyunları gibi hususlar, süresinde ve delillendirilmiş şekilde ileri sürülmediğinde, sonradan telafisi çok güç zararlar ortaya çıkabilmektedir.

İlginizi Çekebilir; Mersin Kira Avukatı

Sıkça Sorulan Sorular

Tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davasında arabuluculuk her zaman zorunlu mudur?

01.09.2023 tarihinden sonra açılan tahliye taahhütnamesine dayalı davalarda arabuluculuk, dava şartı olarak zorunludur. Yani Sulh Hukuk Mahkemesi’nde tahliye davası açmadan önce mutlaka arabulucuya başvurulmalı ve süreç arabuluculuk son tutanağı ile tamamlanmalıdır. Aksi halde, mahkeme davayı tahliye koşullarını incelemeden dava şartı yokluğundan reddeder. Ancak tahliye taahhütnamesine dayanılarak başlatılan ilamsız icra takipleri için arabuluculuk şartı aranmaz; bu takipler, düzenleme kapsamı dışında tutulmuştur.

Tahliye taahhütnamesine dayanarak doğrudan icra takibi başlatmak için arabulucuya gitmek gerekir mi?

Hayır. Tahliye taahhütnamesine dayanarak ilamsız icra yoluyla tahliye talep etmek için arabulucuya başvurma zorunluluğu yoktur. Kiraya veren, tahliye tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili icra dairesine tahliye taahhütnamesini sunarak tahliye emri çıkarılmasını isteyebilir. Kiracı takibe süre içinde itiraz etmezse, tahliye icra yoluyla tamamlanır. Ancak kiracının itiraz etmesi ve kiraya verenin bu itirazdan sonra tahliye davası açmak zorunda kalması halinde, açılacak dava için arabuluculuk artık dava şartı hâline gelir.

Tahliye taahhütnamesi geçerli değilse arabuluculuk sürecinin bir anlamı kalır mı?

Tahliye taahhütnamesinin geçerliliği tartışmalı olsa bile arabuluculuk süreci önemini korur. Çünkü arabuluculuk görüşmelerinde yalnızca taahhüt değil, kira alacakları, tahliye tarihi, depozito, aidat borçları gibi pek çok başlık birlikte ele alınabilir ve taraflar, hukuki riskleri gözeten yeni bir mutabakata varabilir. Sürecin sonunda anlaşma sağlanırsa, düzenlenen anlaşma belgesi icra edilebilirlik şerhi alındığında mahkeme kararı gibi hüküm doğurur. Anlaşma sağlanamazsa, en azından dava açma ön koşulu yerine getirilmiş olur.

Tahliye taahhütnamesine dayalı uyuşmazlıklarda avukatla arabuluculuğa gitmek şart mıdır?

Hukuken avukatla arabuluculuğa gitmek zorunlu değildir; taraflar arabuluculuk sürecine bizzat da katılabilir. Ancak tahliye taahhütnamesinin geçerliliği, hak düşürücü süreler, arabuluculuk tutanağına yazılacak hükümler ve ileride icra aşamasında doğacak sonuçlar düşünüldüğünde, uzman bir kira avukatından destek almak çoğu zaman ciddi avantaj sağlar. Yanlış kurulan bir cümle, eksik bırakılan bir hüküm veya süre hesap hatası, ileride tahliye talebinin boşa düşmesine ya da beklenmedik tazminat risklerine yol açabilir. Bu nedenle, özellikle yüksek meblağlı ve uzun süreli kira ilişkilerinde profesyonel destek alınması güçlü biçimde tavsiye edilir.

Yorum yapın

Hemen Ara