Tahliye Taahhütnamesi Kiracıyı Çıkarmak İçin Yeterli Mi? sorusu, kiraya verenlerin en sık yanılgıya düştüğü başlıklardan biridir. Uygulamada “taahhütname varsa kiracı otomatik çıkar” düşüncesi yaygındır; oysa tahliye taahhütnamesi, tek başına kapıya icra memuru getiren bir “sihirli evrak” değildir. Doğru hazırlanmış ve geçerlilik şartlarını taşıyan bir taahhütname, kiraya verene icra takibi veya tahliye davası yoluyla kira sözleşmesini sona erdirme ve taşınmazın boşaltılmasını isteme imkânı verir. Ancak bu imkân, sürelerin kaçırılmaması, usulün doğru işletilmesi ve taahhütnamenin gerçekten geçerli olması koşullarına bağlıdır. Bu yazıda; tahliye taahhütnamesinin ne olduğu, hangi şartlarda işe yaradığı, kiracı çıkmadığında izlenecek yol, itirazların nasıl yönetildiği ve uygulamada sık yapılan hatalar adım adım ele alınacaktır.
Tahliye Taahhütnamesi Nedir?
Tahliye taahhütnamesi, kiracının kiralananı belirli bir tarihte boşaltacağını yazılı olarak beyan ettiği belgedir. Hukuki niteliği bakımından, kiracının “şu tarihte çıkacağım” şeklindeki irade açıklamasını kayıt altına alır ve kiraya verene, o tarih geldiğinde kiralananın boşaltılmasını icra veya dava yoluyla talep etme zemini sağlar. Burada önemli nokta şudur: Taahhütname, kira sözleşmesinin kurulması için zorunlu bir unsur değildir; yani kira sözleşmesi yapılmadan önce “mutlaka imzala” baskısıyla alınması, ileride geçersizlik tartışmalarını büyütebilir.
Taahhütname pratikte, kiracının taşınma planı yaptığı, taşınmazın el değiştireceği veya kiraya verenin belirsizliği ortadan kaldırmak istediği hallerde gündeme gelir. Ancak taahhütname, kiraya veren açısından “hızlı tahliye” aracı gibi görülse de, hukuken doğru ifade şudur: Geçerli bir taahhütname tahliye talebinin dayanağıdır; tahliyenin gerçekleşmesi için yine kanunun öngördüğü süreç işletilir. Bu nedenle, taahhütnameyi tek başına yeterli sayıp beklemek, çoğu dosyada hak kaybına yol açan ilk hatadır.
Tahliye Taahhütnamesi Hangi Şartlarda Geçerlidir?
Tahliye taahhütnamesinin işe yaraması, öncelikle geçerli olmasına bağlıdır. Uygulamada mahkemeler ve icra mercileri, özellikle Türk Borçlar Kanunu’ndaki düzenleme çerçevesinde bazı temel şartların varlığını arar. En kritik şartlar; yazılılık, kiracının (veya yetkili temsilcisinin) imzası, tahliye tarihinin açıkça belirli olması ve taahhüdün kira ilişkisinin kurulmasından sonra, kiracının iradesinin serbestçe oluştuğunu gösterecek bir zamanda alınmış olmasıdır. “Hak düşürücü süre” (süre geçince hakkın ortadan kalkması) ile birlikte değerlendirildiğinde, geçerlilik şartlarındaki bir eksiklik, tahliye imkânını tamamen kaldırabilir.
Aşağıdaki kontrol listesi, uygulamada en sık bakılan noktaları özetler:
- Yazılı olmalı: Sözlü beyanlar bu mekanizma için yeterli değildir.
- İmza doğru kişiye ait olmalı: Birden fazla kiracı varsa kural olarak hepsinin imzası aranır.
- Tahliye tarihi net olmalı: Gün/ay/yıl belirsizliği uyuşmazlığı büyütür.
- İrade serbestisi olmalı: Tehdit, baskı, zorla imzalatma iddiaları ciddi risk doğurur.
- Zamanlama hatasından kaçınılmalı: Kira sözleşmesiyle aynı anda alınan taahhütler, “baskı altında alındı” savunmasını güçlendirebilir.
Noter onayı geçerlilik şartı değildir; ancak imza ve irade tartışmalarını azaltan güçlü bir ispat aracıdır. Bu ayrım, icra aşamasında “imzaya itiraz” gibi hamlelerin seyrini doğrudan etkiler.
Tahliye Taahhütnamesi Var Kiracı Çıkmıyor Ne Yapmalıyım?
Kiracı, taahhütnamede yazan tarihte taşınmazı boşaltmazsa, kiraya verenin “beklemek” yerine, yasal yolu doğru seçerek hızlı hareket etmesi gerekir. Buradaki ana risk tahliye tarihinden itibaren başlayan 1 aylık hak düşürücü süreyi kaçırmaktır. Bu süre içinde kiraya veren, ya icra dairesine başvurarak ilamsız tahliye takibi başlatır ya da tahliye davası yoluna gider. “İlamsız tahliye” (mahkeme kararı olmadan, kanunun tanıdığı belgeye dayanarak icrada tahliye isteme) pratikte sık tercih edilir; ancak kiracının itiraz etmesi hâlinde süreç farklı bir hatta devam eder.
Somut olayda hangi yolun daha uygun olacağı; taahhütnamenin ispat gücüne, kiracının itiraz eğilimine, dosyanın hızına ve delil durumuna bağlıdır. Örneğin taahhütname adi yazılıysa ve kiracının “imza benim değil” demesi bekleniyorsa, baştan strateji kurmak gerekir. Aşağıdaki tablo, iki yolu pratik farklarıyla karşılaştırır:
| Yol | Başlangıç | Kiracının hamlesi | Kiraya verenin kritik takibi |
|---|---|---|---|
| İcra takibi | Taahhütname ile icraya başvuru | 7 gün içinde itiraz edebilir | İtiraz olursa süreleri kaçırmadan “itirazın kaldırılması” veya dava hattı |
| Tahliye davası | Arabuluculuk + dava açılması | Geçersizlik/irade sakatlığı savunmaları | Usul şartı olan arabuluculuğu eksiksiz tamamlama, delilleri doğru toplama |
Uygulamada en sık hata; 1 aylık süre geçirilerek işlemsiz kalınması, yanlış merciye gidilmesi veya itiraz sonrası dosyanın takipsiz bırakılmasıdır. Bu aşamada doğru adım, süreci “evrak teslimi” değil, zaman yönetimi olarak görmektir.
Tahliye Taahhütnamesine Dayalı İcra Takibi ile Tahliye
Tahliye taahhütnamesine dayanarak kiraya veren, ilamsız tahliye takibi başlatabilir. Bu takipte icra dairesi, kiracıya taşınmazı belirli süre içinde boşaltmasını bildiren tahliye emri gönderir. Kiracının iki temel seçeneği vardır: ya belirtilen süre içinde taşınmazı boşaltır ya da süresi içinde itiraz ederek takibi durdurur. İtirazın devreye girmesi, dosyanın otomatik olarak kapanacağı anlamına gelmez; ancak kiraya verenin sonraki adımı doğru seçmesi şarttır.
İcra yolunun avantajı, iyi kurgulanmış bir dosyada hız ve maliyet bakımından daha elverişli olabilmesidir. Dezavantajı ise, özellikle adi yazılı taahhütnamelerde imza inkârı (imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürme) ile sürecin uzayabilmesidir. Noterlikte düzenlenen veya imzası kuvvetli şekilde doğrulanabilir belgelerde bu risk azalır. Ayrıca icra dosyasında, taahhütnamenin aslının veya usulüne uygun örneğinin sunulması, tebligatların doğru adrese yapılması gibi teknik ayrıntılar hayati önem taşır.
Pratik bir uyarı: Kiracı “itiraz ettim” dediğinde, çoğu kiraya veren “artık mahkeme gerekecek” diyerek süreci ağırdan alır. Oysa asıl kritik dönem, itirazdan sonraki kısa penceredir. Bu pencerede yanlış hamle yapılırsa, taahhütnameye dayalı tahliye hakkı zayıflayabilir ve süreç başka sebeplere dayandırılmak zorunda kalabilir.
Tahliye Taahhütnamesine Dayalı Tahliye Davası ve Arabuluculuk Süreci
Tahliye taahhütnamesine dayanarak tahliye davası açılması, özellikle icra itirazının güçlü olduğu veya taahhütnamenin geçerliliğinin mahkemece netleştirilmesinin istendiği durumlarda gündeme gelir. Burada unutulmaması gereken temel kural şudur: 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren, kira uyuşmazlıklarından kaynaklanan tahliye davalarında arabuluculuk dava şartı hâline gelmiştir. Arabuluculuğa başvurulmadan açılan davalar, esasa girilmeden usulden reddedilebilir. Bu nedenle süreç, “dava dilekçesi yazımı” ile değil, önce arabuluculuk başvurusu ile başlar.
Dava sürecinde mahkeme, taahhütnamenin şartlarını ve tarafların savunmalarını değerlendirir. Kiracı çoğu zaman; belgenin kira sözleşmesiyle aynı gün alındığını, baskı altında imzaladığını, tarihin sonradan yazıldığını veya imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürer. Bu itirazların her biri, dosyanın delil yapısını önemli hâle getirir. Bu nedenle, kiraya veren açısından en doğru yaklaşım; taahhütnamenin oluşum sürecini gösteren yazışma, teslim tutanağı, tanık anlatımı gibi yardımcı unsurları (uygun olan ölçüde) dosyaya hazırlamaktır.
Uygulamadaki sık hata, arabuluculuk tutanağını sadece “şeklen evrak” gibi görüp, uyuşmazlığın kapsamını doğru kurmamaktır. Oysa dava şartı süreci doğru kurulursa, hem zaman hem de yargılama stratejisi bakımından avantaj sağlar.
Tahliye Taahhütnamesine İtiraz ve İmza İnkarı
Kiracı, tahliye taahhütnamesine dayalı icra takibinde süresi içinde itiraz ederek takibi durdurabilir. İtirazın içeriği genellikle üç eksende toplanır: (i) taahhütnamenin geçersizliği (tarih yok, kira ilişkisi kurulmadan alındı, baskı var), (ii) şartların gerçekleşmediği iddiası, (iii) imza inkârı. Özellikle imza inkârı, adi yazılı belgelerde sık kullanılan bir savunmadır. Noterlikte düzenlenen belgelerde imzaya itiraz imkânı pratikte daralır; bu da kiraya verenin elini güçlendirir.
İtirazın ardından kiraya verenin atacağı adım, dosyanın kaderini belirler. Çoğu uyuşmazlıkta hedef; ya icra hukuk mahkemesinde itirazın kaldırılması hattını işletmek ya da sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası yoluna gitmektir. Burada “itirazın iptali” ve “itirazın kaldırılması” kavramları karıştırılmamalıdır: İcra hukukunda yürüyen süreçte hangi yolun uygun olduğu, itirazın türüne ve belgenin niteliğine göre değişir.
Uygulamadaki kritik hata, kiracının itirazını “basit bir dilekçe” sanıp süreci kendi hâline bırakmaktır. Oysa itiraz, süreleri yeniden başlatan bir dönemeçtir. Bu dönemeçte yanlış başvuru yapılması veya süre geçirilmesi, taahhütnamenin sağladığı avantajı ortadan kaldırabilir.
Tahliye Taahhütnamesi ile Tahliye Ne Kadar Sürer?
Tahliye taahhütnamesine dayalı süreçlerin ne kadar süreceği, tek bir süreyle ifade edilemez. Bunun nedeni; kiracının itiraz edip etmemesi, mahkemenin iş yükü, delil tartışmasının yoğunluğu ve tebligatların akıbeti gibi değişkenlerdir. Pratikte, icra yolunda itirazın olmadığı dosyalar daha kısa sürede sonuçlanabilir. Kiracı itiraz ettiğinde ise, dosya çoğu zaman mahkeme hattına taşınır ve süre uzar.
Bir diğer etken, taahhütnamenin ispat gücüdür. Noterlikte düzenlenmiş veya imza ve tarih tartışmasını minimize eden belgelerde süreç daha öngörülebilir ilerler. Buna karşılık, kira sözleşmesiyle aynı gün alınmış, tarihi tartışmalı veya “boş bırakılıp sonradan dolduruldu” iddiasına açık belgelerde yargılama daha fazla duruşma ve delil incelemesi gerektirebilir.
Uygulamada sık yapılan hata, “tahliye davası 1-2 ayda biter” veya “icra hemen boşaltır” gibi kesin süre beklentileridir. Sağlıklı yaklaşım; sürecin hangi aşamasında hangi riskin doğduğunu bilerek, özellikle tebligat ve itiraz sürelerini kaçırmadan dosyayı aktif yönetmektir. Ayrıca kiracının tahliye etmemesi hâlinde, kira bedeli ve kullanım karşılığı taleplerin (örneğin haksız işgal tazminatı/ecrimisil) hangi koşullarda gündeme gelebileceği de baştan değerlendirilmelidir.
Tahliye Taahhütnamesi Noter Onaylı Olmak Zorunda Mıdır?
Tahliye taahhütnamesinin noter onaylı olması, kural olarak bir geçerlilik şartı değildir. Taahhütname adi yazılı şekilde de düzenlenebilir. Ancak noterlik işlemi, pratikte iki önemli sonuç doğurur: Birincisi, imzanın kime ait olduğu tartışmasını önemli ölçüde daraltır; ikincisi, kiracının “baskı altında imzaladım” veya “imza bana ait değil” gibi savunmalarını ispat bakımından zorlaştırır. Bu nedenle noter, “zorunlu” değil; fakat risk azaltan bir tercihtir.
Özellikle icra takibinde kiracının en sık başvurduğu hamle imza inkârıdır. Adi yazılı bir belgede bu hamle, dosyayı bilirkişi/inceleme süreçlerine taşıyabilir. Noterlikte düzenlenen belgelerde ise süreç daha teknik ve sınırlı bir çerçevede ilerler. Ayrıca noterlikte düzenleme, taahhütnamenin düzenlenme tarihinin ve içeriğinin değiştirilemeyeceği yönünde güçlü bir iz bırakır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta, noterin “her şeyi çözeceği” yanılgısıdır. Noterlikte düzenlenmiş olsa bile; taahhütnamenin kira ilişkisi kurulmadan önce alınması, tahliye tarihinin belirsizliği veya kiracının temsil yetkisi gibi temel sorunlar varsa, uyuşmazlık yine doğabilir. Dolayısıyla en doğru yaklaşım, noter güvencesini, doğru içerik ve doğru zamanlama ile birlikte düşünmektir.
Tahliye Taahhütnamesinin Geçerlilik Süresi ve Hak Düşürücü Süreler
Tahliye taahhütnamesinde en kritik konu, belgenin varlığından çok sürelerin doğru işletilmesidir. Uygulamada kiraya verenin en çok hak kaybettiği nokta, tahliye tarihinden sonra “biraz daha bekleyeyim” düşüncesiyle 1 aylık hak düşürücü süreyi kaçırmasıdır. Hak düşürücü süre, zamanaşımından (süre dolsa da borcun varlığının devam edebildiği hâllerden) farklıdır; süre geçince, o hak artık ileri sürülemez. Bu nedenle, tahliye tarihi geçer geçmez dosya planı yapılmalıdır.
Buna ek olarak, bazı durumlarda kiraya verenin yazılı bildirimle süreyi korumaya dönük hamleleri tartışma konusu olabilir. Uygulamada icra takibinin başlatılması, çoğu durumda yazılı bildirim niteliğinde değerlendirilerek süre yönetiminde önem taşır. Ancak her somut olayın koşulları farklıdır. Bu nedenle “şu tarihte mutlaka şu yapılır” gibi ezberler yerine, taahhüt tarihini, tahliye tarihini ve başvuru tarihini yan yana koyan net bir takvim yapılmalıdır.
Pratik bir öneri: Tahliye tarihinden itibaren ilk hafta içinde ya icra dosyası açılmalı ya da arabuluculuk süreci başlatılıp dava hattına hazırlık yapılmalıdır. Dosyanın tebligat ve itiraz ihtimalleri hesaba katıldığında, erken başlamak çoğu zaman “hız” değil, hak güvenliği sağlar.
Tahliye Taahhütnamesi Nasıl Geçersiz Olur?
Tahliye taahhütnamesinin geçersizliği, genellikle zamanlama, irade sakatlığı ve şekil/unsur eksikliği başlıklarında ileri sürülür. En klasik risk, taahhütnamenin kira sözleşmesiyle aynı anda veya kiralanan teslim edilmeden önce alınmasıdır. Bu durumda kiracı, “kira sözleşmesini yapabilmek için mecburen imzaladım” savunmasını daha rahat kurar. İkinci risk, tahliye tarihinin belirsiz bırakılması veya sonradan doldurulduğu iddiasıdır. Bu tür dosyalarda ispat tartışması büyür; kimin neyi ne zaman doldurduğu, hangi yazı ile yazıldığı gibi detaylar davanın merkezine oturabilir.
İrade sakatlığı (örneğin tehdit, hile, cebir) iddiaları ise, taahhütnamenin geçersizliği veya iptali bakımından gündeme gelebilir. Bu iddialar her dosyada kolay kabul edilmez; çoğu zaman yazılı delil ve olayın akışı önem kazanır. Uygulamada “baskı vardı” cümlesinin tek başına yeterli olmayacağı, bu iddianın somut verilerle desteklenmesi gerektiği unutulmamalıdır.
Kiraya veren açısından sık hata, taahhütnameyi “kira artışı baskısı” veya “tehdit aracı” gibi kullanmaya kalkmaktır. Bu yaklaşım, taahhütnamenin tartışmalı hâle gelmesine ve süreçte geri tepmeye yol açar. Sağlam strateji; taahhütnamenin makul bir zamanda, açık bir tarihle ve tartışma yaratmayacak bir biçimde alınmasıdır.
Tahliye Taahhütnamesinde Eşin İmzası Olmaması
Kiralanan yer aile konutu niteliğindeyse (eşlerin birlikte yaşamını sürdürdüğü konut), tahliye taahhütnamesinde eş imzası meselesi uygulamada sık tartışılır. Türk Borçlar Kanunu’nda tahliye taahhüdü düzenlenirken “eşin imzası şarttır” şeklinde açık bir hüküm bulunmaması, konuyu Türk Medeni Kanunu’ndaki aile konutu koruması ile birlikte değerlendirmeyi gerektirir. Pratik sonuç şudur: Tek eşin imzaladığı taahhütname her durumda kendiliğinden hükümsüz sayılmaz; ancak diğer eşin süresi içinde yapacağı itirazlar ve aile konutu statüsünü ileri sürmesi, tahliye sürecini etkileyebilir.
Bu başlıkta hem kiraya veren hem kiracı açısından kritik olan, “sonradan ileri sürülen aile konutu iddiası”nın usulüne uygun biçimde ortaya konulmasıdır. Kiraya veren, aileye kiraya verdiği taşınmazlarda mümkünse iki eşin de imzasını almak suretiyle risk azaltır. Kiracı tarafında ise, aile konutu itirazının dayanağı ve zamanı önemlidir; aksi hâlde taahhütname geçerli kabul edilerek süreç ilerleyebilir.
Uygulamada sık hata, bu konunun hiç düşünülmemesi ve taahhütname alındıktan sonra “nasıl olsa yeter” varsayımıyla hareket edilmesidir. Aile konutu ihtimali bulunan dosyalarda, baştan belge düzeni ve imza stratejisi kurmak, sonradan doğacak itirazları minimize eder.
Tahliye Taahhütnamesi ile Tahliye Davası Harç ve Masrafları
Tahliye taahhütnamesine dayalı süreçlerde maliyet, seçilen yola göre değişir. İcra yolunda genellikle icra harçları, tebligat giderleri ve takip masrafları öne çıkar. Dava yolunda ise başvuru harcı, karar ve ilam harcı, tebligat giderleri ve yargılama sırasında ortaya çıkabilecek bilirkişi gibi kalemler gündeme gelebilir. Ayrıca tarafların avukatla temsil edilmesi hâlinde vekâlet ücreti boyutu da eklenir.
Masraf kalemlerini doğru okumak, “ucuz yol” arayışından daha önemlidir. Çünkü yanlış yol seçildiğinde veya eksik/yanlış işlem yapıldığında, ilk masraf düşük görünse bile süreç uzar ve toplam maliyet artar. Örneğin adi yazılı taahhütname ile icraya gidilip imza inkârıyla dosya uzarsa, bilirkişi incelemeleri ve ek dava masrafları gündeme gelebilir. Buna karşılık, baştan delil gücü yüksek bir belge ile doğru mercie gidilmesi, toplam maliyeti daha öngörülebilir hâle getirir.
Uygulamada sık yapılan hata, yalnızca “harç ne kadar” sorusuna odaklanıp dosyanın riskini görmezden gelmektir. Sağlıklı yaklaşım; masrafı, sürenin uzama ihtimali ve hak düşürücü süre riski ile birlikte değerlendirmektir. Böylece hem zaman hem de maliyet bakımından daha dengeli bir yol haritası kurulabilir.
Tahliye Taahhütnamesi Örneği
Uyarı: Aşağıdaki metin genel bir şablondur. Taahhütnamenin geçerli sayılabilmesi için kiralananın tesliminden sonra ve kiracının özgür iradesiyle düzenlenmesi; tahliye tarihinin açıkça yazılması ve imzanın doğru kişilere ait olması kritik önem taşır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ
1) Taahhüt Eden (Kiracı)
Adı Soyadı: [KİRACI AD SOYAD]
T.C. Kimlik No: [TCKN]
Telefon/E-posta: [İLETİŞİM]
2) Kiraya Veren
Adı Soyadı / Unvan: [KİRAYA VEREN AD SOYAD/UNVAN]
T.C. Kimlik No / Vergi No: [KİMLİK/VERGİ NO]
Telefon/E-posta: [İLETİŞİM]
3) Kira Konusu Taşınmaz
İl/İlçe: [İL/İLÇE]
Taşınmazın Tanımı: [KONUT/ÇATILI İŞYERİ]
Açık Adres: [ADRES — İL/İLÇE/MAHALLE/SOKAK/NO/DAİRE]
4) Kira Sözleşmesi Bilgisi
Kira sözleşmesi tarihi: [GG/AA/YYYY]
Sözleşmenin başlangıç tarihi: [GG/AA/YYYY]
5) Tahliye Tarihi
Kiralananı hiçbir ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, en geç [TAHLİYE TARİHİ: GG/AA/YYYY] tarihinde tamamen boş, kullanıma elverişli ve anahtarları ile birlikte kiraya verene teslim edeceğimi kabul ve taahhüt ederim.
6) Beyan ve Kabul
Bu taahhüdü, kiralananı teslim aldıktan sonra ve kendi özgür irademle düzenlediğimi; tahliye tarihinde kiralananı boşaltmamam hâlinde kiraya verenin, ilgili mevzuat uyarınca icra takibi başlatabileceğini ve/veya tahliye davası yoluna gidebileceğini bildiğimi; yapılacak yasal işlemlere ilişkin masraflar ve yargılama giderlerinden sorumlu olabileceğimi kabul ederim.
7) Düzenleme Tarihi ve Yeri
Düzenleme tarihi: [GG/AA/YYYY]
Düzenleme yeri: [İL/İLÇE]
Kiracı (Taahhüt Eden)
Ad Soyad: [KİRACI AD SOYAD]
İmza: _______________________
Varsa Kiracı Temsilcisi (Vekil/Yetkili)
Ad Soyad/Unvan: [VEKİL/YETKİLİ]
Yetki dayanağı: [VEKALETNAME/YETKİ BELGESİ]
İmza: _______________________
Kiraya Veren (İmza zorunlu olmamakla birlikte ispat açısından önerilir)
Ad Soyad/Unvan: [KİRAYA VEREN]
İmza: _______________________
Ek Notlar (Uygulamada Hata Riskini Azaltır)
Noterde düzenleme geçerlilik şartı değildir; ancak imza inkârı/idari tartışmaları azaltır.
Birden fazla kiracı varsa, kural olarak her bir kiracının imzası alınmalıdır.
Tahliye tarihi mutlaka gün/ay/yıl şeklinde net yazılmalıdır; belirsiz tarih uyuşmazlık çıkarır.
Taahhütnamenin kira sözleşmesi imza anında alınması, “baskı altında imzalandı” savunmasını güçlendirebilir.
Daha detaylı bilgi için Mersin Kira Avukatı ziyaret edebilirsiniz.
Sıkça Sorulan Sorular
Tahliye taahhütnamesi varsa kiracı kendiliğinden çıkmak zorunda mı?
Kiracı, taahhütnamede yer alan tarihte taşınmazı boşaltma yükümlülüğü altına girer; ancak fiilen çıkmazsa kiraya verenin icra takibi başlatması veya (arabuluculuk şartını tamamlayarak) tahliye davası açması gerekir. Yani taahhütname, tahliyenin dayanağıdır; tahliye, yasal süreç işletilerek gerçekleştirilir.
Tahliye tarihinden sonra ne kadar sürem var, beklersem ne olur?
Tahliye tarihinden itibaren başlayan 1 aylık hak düşürücü süre kritik önemdedir. Bu süre içinde icra veya dava yoluna başvurulmazsa, taahhütnameye dayanarak tahliye isteme hakkı ciddi biçimde zayıflar veya kaybedilebilir. Bu nedenle “birkaç hafta daha konuşalım” yaklaşımı çoğu dosyada geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur.
Kiracı icra takibine itiraz ederse süreç biter mi?
İtiraz, icra takibini durdurur; ancak süreç bitmez. Kiraya verenin itirazdan sonra süreleri kaçırmadan uygun hukuki yolu seçmesi gerekir. İtirazın içeriğine (geçersizlik, imza inkârı gibi) göre, icra mahkemesi veya sulh hukuk mahkemesi hattında ilerlenir. Bu aşamada yanlış başvuru veya gecikme, taahhütname avantajını kaybettirebilir.
Tahliye taahhütnamesi ile tahliye davası açmak için arabuluculuk zorunlu mu?
Evet. 1 Eylül 2023 itibarıyla kira uyuşmazlıklarından kaynaklanan tahliye davalarında arabuluculuk dava şartıdır. Arabuluculuk süreci tamamlanmadan açılan davalar usulden reddedilebilir. İcra takibi yolu seçildiğinde ise arabuluculuk zorunluluğu aynı şekilde işletilmez; ancak itiraz sonrası dava hattına geçilecekse dava şartı gündeme gelir.