Velayet davası kazanmak için ne yapmalı? sorusu, uygulamada “mahkemenin velayeti hangi ölçütlerle belirlediğini” doğru okuyup dosyayı buna göre hazırlamak anlamına gelir. Velayet uyuşmazlıklarında hedef, ebeveynlerden birinin “haklı çıkması” değil; çocuğun üstün yararı (çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini en iyi koruyan düzen) doğrultusunda velayet düzenlemesinin yapılmasıdır. Bu nedenle velayet davalarında başarı, iddiaları duygu temelli anlatmakla değil; çocuğun günlük yaşamını, bakım düzenini, eğitim ve sağlık takibini, güvenliğini ve gelişimini gösteren somut delil seti kurmakla ilişkilidir.
Öte yandan velayet davaları kamu düzeni ile bağlantılı kabul edildiği için mahkeme yalnızca tarafların beyanlarına bağlı kalmaz; çoğu durumda resen araştırma (hakimin kendiliğinden inceleme yapması) yaklaşımıyla uzman raporları alır, gerektiğinde çocuğu dinler ve yaşam koşullarını karşılaştırır. Bu makalede, velayeti etkileyen temel hukuki çerçeveyi, Yargıtay uygulamasında öne çıkan kritik noktaları ve sahada sık yapılan hataları sistematik biçimde ele alıyorum. İçerik boyunca, “kazanma” bakışını usul + delil + üstün yarar üçlüsü üzerinde kurarak ilerleyeceğim.
Velayet Nedir?
Velayet, ergin olmayan çocuğun (kural olarak 18 yaş altı) bakım, eğitim, korunma ve temsilinin anne ve baba tarafından yürütülmesini ifade eden bir aile hukuku kurumudur. Velayetin kapsamı yalnızca “çocuğun kimde kalacağı” meselesi değildir. Aynı zamanda çocuğun gündelik yaşamının düzenlenmesi, eğitim planı, sağlık takibi, barınma koşullarının sağlanması, güvenliğinin korunması ve gerektiğinde üçüncü kişilere karşı yasal temsilinin yapılması gibi çok yönlü sorumluluklar içerir.
Uygulamada velayet, ebeveynlere bir “imtiyaz” olarak değil; çocuğa karşı yerine getirilmesi gereken bir yükümlülükler bütünü olarak değerlendirilir. Bu bakış önemlidir: Velayet davasında mahkeme, hangi tarafın “daha güçlü” olduğuna değil, hangi tarafın çocuğa ilişkin sorumlulukları daha istikrarlı ve çocuğun gelişimini destekleyecek şekilde yerine getirdiğine odaklanır.
Velayetin kapsamına ilişkin değerlendirmede mahkemenin baktığı dosya içeriği genellikle şunlarla somutlaşır: Çocuğun düzenli okul devamı, ders/rehberlik takibi, sağlık kontrolleri, beslenme ve barınma standardı, güvenli sosyal çevre, ekran/uyku düzeni, rutinlerin sürekliliği, çocuğun duygusal ihtiyaçlarının karşılanması ve ebeveynin çocuğu diğer ebeveynle ilişki kurmaktan alıkoymayan tutumu. Bu nedenle “velayet hakkı” söylemi yerine “velayet sorumluluğu” perspektifiyle dosya hazırlanması, kararın yönünü doğrudan etkileyebilir.
Velayet Davası Nedir ve Hangi Türleri Vardır?
Velayet davası, velayeti kendisinde olmayan eşin (veya ilgili ebeveynin) velayetin düzenlenmesi, değiştirilmesi ya da kaldırılması gibi taleplerle aile mahkemesine başvurmasıdır. Tek bir velayet davası türünden söz etmek doğru değildir; uygulamada farklı hukuki ihtiyaçlara göre açılan birden fazla dava tipi bulunur. En sık karşılaşılanlar velayetin düzenlenmesi, velayetin değiştirilmesi ve velayetin kaldırılması talepleridir. Ayrıca yabancı mahkeme kararlarına dayalı velayet düzenlemelerinde “tanıma-tenfiz” süreçleri gündeme gelebilir.
Bu ayrım “kazanma stratejisini” belirler. Örneğin velayetin değiştirilmesi talebinde, önceki düzenlemeden sonra ortaya çıkan yeni olguların (taşınma, yeniden evlenme tek başına değil; çocuğun yararını etkileyen sonuçları, kişisel ilişki engeli, sağlık/eğitim aksaması gibi) ispatı önem kazanır. Velayetin kaldırılmasında ise çıta daha yüksektir; velayet görevlerinin ağır biçimde ihmal edildiği veya kötüye kullanıldığı iddiaları gündeme gelir ve çoğu dosyada “son çare” mantığı ile değerlendirme yapılır.
Bir başka kritik nokta da velayet davalarının pratikte çoğu zaman boşanma dosyasıyla bağlantılı olmasıdır. Boşanma sırasında verilen velayet kararı kesinleşmiş olsa bile, şartlar değiştiğinde yeni bir dava açılması mümkündür; ancak “her zaman açılır” yaklaşımıyla hukuki yarar gösterilmeden dava açılması, uygulamada dosyanın zayıflamasına yol açabilir. Bu nedenle önce hangi dava türünün doğru olduğuna karar verilip, dilekçe ve delil kurgusu buna uygun kurulmalıdır.
Velayet Davalarında Temel İlke: Çocuğun Üstün Yararı ve Resen Araştırma
Velayet uyuşmazlıklarının omurgası çocuğun üstün yararı ilkesidir. Mahkeme, anne-baba taleplerinden önce çocuğun geleceğini güvence altına alan, riskleri azaltan ve gelişimini destekleyen düzenlemeyi arar. Bu ilke, teoride basit görünse de uygulamada “üstün yarar”ın nasıl ispatlandığı belirleyicidir. Mahkeme, çocuğun mevcut düzeninin bozulmasının yaratacağı etkileri, çocuğun alıştığı çevreyi, okul ve sosyal bağlarını, güvenliğini, bakım kalitesini ve ebeveynlerin çocukla kurduğu ilişki biçimini birlikte değerlendirir.
Velayet davalarının kamu düzeniyle bağlantısı nedeniyle resen araştırma ilkesi öne çıkar. Bu, hakimin “taraflar sunmadıysa bakmam” yaklaşımında olmadığı anlamına gelir; uzman raporu, sosyal inceleme, çocuğun dinlenmesi gibi araçlarla gerçeğe yaklaşmaya çalışır. Ancak burada sahada çok kritik bir hata vardır: Resen araştırma var diye dosyayı “kendiliğinden toparlar” beklentisiyle delilsiz bırakmak. Hakimin araştırması, tarafların sunduğu somut verilerle güçlenir; aksi halde raporlar genel ifadelerle sınırlı kalabilir.
Yargıtay uygulamasında bozma sebepleri incelendiğinde, çoğunlukla şu eksikler öne çıkar: idrak çağındaki çocuğun uygun şekilde dinlenmemesi, sosyal inceleme raporunun tek taraflı/eksik alınması, yargılama sırasında değişen koşulların dikkate alınmaması, kişisel ilişki engeli iddialarının objektif kayıtlarla araştırılmaması. Dolayısıyla “kazanmak”, üstün yarar ilkesini soyut cümlelerle tekrarlamak değil; üstün yararı gösteren delilleri doğru usulle dosyaya yerleştirmek demektir.
Velayet Düzenlemesinde Çocuğun Dinlenmesi ve İdrak Yaşı
Velayet davalarında çocuğun görüşünün alınması, belirli şartlarda hem çocuğun haklarının korunması hem de kararın sağlıklı kurulması için kritik görülür. Uygulamada “idrak yaşı” (çocuğun kendisini ilgilendiren konuda anlama, değerlendirme ve görüş oluşturma kapasitesi) kavramı önem taşır. Çocuğun idrak çağında olduğu kabul ediliyorsa, mahkeme genellikle çocuğa velayet konusundaki düşüncesini sorar. Burada esas mesele, çocuğun “kiminle kalmak istediği” cümlesini almak değildir; çocuğun bilgilendirilerek, baskıdan uzak bir ortamda, mümkünse uzman eşliğinde, sonuçları anlayabileceği biçimde dinlenmesidir.
Yargıtay içtihatlarının çizdiği çerçevede, çocuğun görüşü alınmadan kurulan velayet kararları sıklıkla “eksik inceleme” eleştirisine açık hale gelmektedir. Bu durum, velayetin değiştirilmesi gibi dosyalarda daha da görünür olur; çünkü zaman geçer, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları değişir, önceki beyan güncelliğini yitirebilir. Bu nedenle uygulamada mahkeme, aradan geçen süreyi de dikkate alarak çocuğun yeniden dinlenmesine ihtiyaç duyabilir.
Ancak çok önemli bir denge vardır: Çocuğun görüşü değerlidir fakat tek başına belirleyici değildir. Mahkeme, çocuğun beyanının üstün yarara açıkça aykırı olduğunu değerlendirirse, farklı bir düzenleme yapabilir. Bu yüzden velayet davasında başarılı bir yaklaşım, çocuğun beyanını “sonuç” gibi sunmak yerine, beyanı destekleyen yaşam koşulu verileriyle birlikte ele almaktır. Çocuğun okul düzeni, psikolojik ihtiyaçları, sağlık takibi ve sosyal çevre sürekliliği bu aşamada dosyanın gerçek taşıyıcı unsurlarıdır.
Velayet Düzenlemesinde Uzman İncelemesi ve Sosyal İnceleme Raporu
Velayet davalarında uzman raporu ve sosyal inceleme, çoğu dosyada kararın yönünü belirleyen temel araçlardan biridir. Aile mahkemeleri bünyesinde veya görevlendirilen uzmanlar (psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı gibi) çocuğun ve ebeveynlerin yaşam koşullarını inceler; barınma, gelir-düzen istikrarı, çocuğun bakım rutini, eğitim takibi, sosyal çevre, ebeveyn-çocuk ilişkisi ve çocuğun duygusal ihtiyaçlarına yaklaşım gibi başlıklarda rapor hazırlar. Bu rapor, mahkeme için “gözlem dayanaklı” bir değerlendirme zemini oluşturur.
Uygulamada sık görülen sorun, raporun tek ebeveyn veya eksik kapsam üzerinden düzenlenmesidir. Yargıtay kararlarında, sadece bir taraf hakkında rapor alınıp diğer tarafın koşullarının değerlendirilmediği; raporun güncelliği ve yeterliliği tartışmalı olduğu; çocuğun idrak çağında olmasına rağmen görüşünün alınmadığı dosyalarda bozma gerekçeleriyle karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle velayet davasını yöneten taraf açısından iki nokta önemlidir: (i) raporun kapsamını somutlaştırmak (hangi hususların araştırılmasını istediğinizi açıkça belirtmek), (ii) rapor geldikten sonra çelişki ve eksikleri usulüne uygun şekilde göstermek.
Aşağıdaki tablo, sosyal inceleme raporuna etki eden kritik alanları “üstün yarar” bağlantısıyla özetler:
| İnceleme Alanı | Mahkemenin Aradığı Somut Gösterge | Üstün Yarar Bağlantısı |
|---|---|---|
| Barınma ve güvenlik | Çocuğa uygun oda/alan, güvenli çevre, rutin düzen | Fiziksel ve ruhsal gelişimin korunması |
| Eğitim düzeni | Okul devamı, ders takibi, rehberlik ihtiyacı | Zihinsel ve sosyal gelişimin desteklenmesi |
| Sağlık takibi | Düzenli kontrol, tedavi uyumu, özel ihtiyaçların karşılanması | Bedensel gelişim ve güvenlik |
| Ebeveyn-çocuk ilişkisi | İletişim kalitesi, sınır koyma, bakım rutini | Duygusal istikrar ve psikolojik esenlik |
| Diğer ebeveynle ilişki | Kişisel ilişkiyi engelleme/kolaylaştırma tutumu | Çocuğun sosyal bağlarının korunması |
Raporun etkinliği, dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilir. Bu yüzden raporu “tek delil” gibi görmek de hatadır. Doğru yaklaşım, raporu destekleyen ve çürüten unsurları kontrollü biçimde dosyaya yerleştirmektir.
Velayetin Değiştirilmesi Nedenleri: Durumun Değişmesi ve Uygulama Kriterleri
Velayetin değiştirilmesi davası, önceki velayet düzenlemesinden sonra ortaya çıkan yeni gelişmeler nedeniyle çocuğun menfaatinin farklı bir düzenlemeyi zorunlu kıldığı iddiasına dayanır. Burada anahtar kavram durumun değişmesidir. Ebeveynin yeniden evlenmesi, başka yere gitmesi, çocuğun fiilen farklı bir yerde kalması, çocuğun eğitim/sağlık/güvenlik ihtiyaçlarının aksaması, çocuğun üçüncü kişiye bırakılması veya diğer ebeveynle kişisel ilişkinin sistematik biçimde engellenmesi gibi olgular; somut etkileriyle birlikte değerlendirildiğinde velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir.
Uygulamada velayetin değiştirilmesi ile velayetin kaldırılması sık karıştırılır. Değiştirmede, velayet görevini aksatan bir durum aranır; kaldırmada ise velayet görevlerinin ağır biçimde ihmal edilmesi veya kötüye kullanılması gibi daha ağır bir eşik gündeme gelir. Bu fark stratejiktir: Değiştirme davasında “her şey çok kötü” söylemi yerine, yeni olguyu ve bu olgunun çocuk üzerindeki etkisini ortaya koymak daha sonuç alıcıdır.
Velayet değişikliğinde mahkeme, çoğu zaman sosyal inceleme raporunu güncelleyerek ve idrak çağındaki çocuğu yeniden dinleyerek değerlendirme yapar. Yargılama boyunca yaşanan gelişmelerin dikkate alınması, velayet dosyalarının dinamik niteliğidir. Bu nedenle davayı açan taraf açısından kritik nokta, yeni olguların “dava açıldıktan sonra da” devam edip etmediğini göstermek ve delilleri güncel tutmaktır. Örneğin kişisel ilişki engeli iddiası varsa, yalnızca tanık anlatımıyla yetinmek yerine icra dosyası kayıtları, teslim tutanakları gibi objektif belgeler dosyaya kazandırılmalıdır.
Velayetin Kaldırılması Şartları: Son Çare Yaklaşımı ve Sonuçları
Velayetin kaldırılması, uygulamada “son çare” niteliğinde bir müdahale olarak görülür. Çünkü velayet, kural olarak anne ve babaya ait bir sorumluluk alanıdır ve mahkeme, daha hafif önlemlerle çocuğun korunabileceği durumlarda doğrudan velayetin kaldırılması yoluna gitmemeyi tercih eder. Bu bağlamda velayetin kaldırılmasında genellikle, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerin sonuç vermemesi veya yetersiz kalacağının baştan anlaşılması gibi değerlendirmeler öne çıkar.
Velayetin kaldırılmasına dayanak olabilecek haller, pratikte iki ana grupta tartışılır: (i) ebeveynin deneyimsizlik, hastalık, uzun süre başka yerde bulunma gibi nedenlerle velayet görevini yerine getirememesi; (ii) çocuğa yeterli ilgi gösterilmemesi veya yükümlülüklerin ağır biçimde savsaklanması. Bu dosyalarda mahkeme, çocuğun güvenliği ve gelişimi açısından risk analizi yapar. Kaldırma kararı verildiğinde, çocuğa vasi atanması gündeme gelebilir. Ancak velayet kaldırılsa bile anne ve babanın çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmaz; bu alan, nafaka ve gider paylaşımı boyutuyla devam eder.
Uygulamada sık yapılan hatalardan biri, velayetin kaldırılmasını “yeniden evlenme” olgusu üzerinden otomatik sonuç gibi kurgulamaktır. Yeniden evlenme tek başına kaldırma nedeni değildir; ancak çocuğun menfaati gerektiriyorsa velayet değişikliği veya duruma göre farklı koruma tedbirleri gündeme gelebilir. Bu nedenle kaldırma taleplerinde, iddiaların mutlaka somut risk ve ağır ihmal göstergeleriyle desteklenmesi gerekir. Aksi halde dosya, “taleple sonuç arasında orantısızlık” eleştirisiyle zayıflayabilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme, Usul ve Sürecin Yönetimi
Velayet davalarında görevli mahkeme kural olarak Aile Mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Yetki bakımından, özellikle velayetin değiştirilmesi veya kaldırılması taleplerinin çekişmesiz yargı işi niteliğinde değerlendirilmesi nedeniyle, uygulamada HMK’daki çekişmesiz yargı yetki kuralları üzerinden tartışmalar yapılabilir. Sahada en sık karşılaşılan problem, yanlış yerde dava açılması veya yetki itirazlarının dosyayı uzatmasıdır. Bu nedenle dava açmadan önce çocuğun fiili yerleşim düzeni ve tarafların yerleşim yeri verileri netleştirilmelidir.
Velayet davaları çoğu durumda basit yargılama usulü çerçevesinde yürür. Ancak velayet uyuşmazlıklarının kamu düzeni boyutu nedeniyle mahkeme “dosya üzerinden” hızlı karar vermek yerine, genellikle duruşma açar, delil toplar, uzman incelemesi yaptırır. Bu özellik, davanın süresine de yansır: Dosyanın içeriğine ve mahkemenin iş yoğunluğuna göre süre uzayabilir. Süreç, çoğu zaman birkaç celse ile sınırlı kalmayabilir; özellikle raporların gelmesi, istinabe (başka yerde dinleme) işlemleri, sosyal inceleme ve kurum yazışmaları takvimi belirler.
Karar sonrasında istinaf yolu ve istinaf incelemesinin süresi de pratiğin parçasıdır. Bununla birlikte velayet ve şahsın hukukuna ilişkin kararların kesinleşmeden icraya konu edilmesi, uygulamada “kesinleşme” tartışmalarını doğurabilir. Bu nedenle yalnızca esasa değil, karar sonrası aşamalara (tebliğ, kanun yolu, kesinleşme şerhi) da hazırlıklı olmak, “kazanma” perspektifini tamamlayan bir unsurdur.
Delil Stratejisi, Yargıtay’ın Dikkat Ettiği Noktalar ve Uygulamada Sık Yapılan Hatalar
Velayet davalarında delil stratejisi, klasik “haklılık” ispatından farklı olarak, çocuğun üstün yararına ilişkin koşulların ölçülebilir ve denetlenebilir şekilde ortaya konulmasına dayanır. Yargıtay uygulamasında sık görülen bozma gerekçeleri, çoğu zaman “delil yokluğu”ndan değil, eksik incelemeden kaynaklanır: idrak çağındaki çocuğun yeniden dinlenmemesi, raporun iki tarafı kapsamayacak şekilde alınması, kişisel ilişki engeli iddiasının objektif dosyalarla araştırılmaması, değişen şartların gözetilmemesi. Bu çerçevede başarı, mahkemenin ihtiyaç duyacağı araştırma alanlarını önceden öngörüp dosyayı doğru yönlendirmektir.
Aşağıdaki liste, velayet davası kazanmak için dosyada çoğunlukla “iş gören” delil başlıklarını ve kullanım amacını özetler:
- Okul kayıtları: Devamsızlık, başarı durumu, rehberlik raporları; eğitim düzeni ve istikrarın gösterimi.
- Sağlık belgeleri: Tedavi planları, kontrol randevuları; bakımın sürekliliği ve ihmal iddiasının somutlanması.
- Sosyal inceleme raporu: Barınma, ilişki, psikolojik durum; üstün yarar değerlendirmesinin ana omurgası.
- İcra/teslim tutanakları: Kişisel ilişkinin engellenmesi iddiasında objektif kayıt niteliği.
- Tanık: Günlük bakım rutini, çocuğun yaşam düzeni; ancak tek başına yeterli görülmeyebileceği unutulmamalıdır.
Uygulamada sık yapılan hatalar ise çoğu zaman dosyayı “duygusal anlatı”ya sıkıştırır: (i) diğer ebeveyne ilişkin iddiaları somut belgeye bağlamamak, (ii) çocuğun üstün yararı yerine boşanma kusuru tartışmasına yüklenmek, (iii) rapor geldikten sonra rapordaki eksikleri zamanında ve teknik biçimde tartışmamak, (iv) çocuğun beyanını tek belirleyici unsur gibi sunmak, (v) yanlış dava türüyle (örneğin değiştirme yerine kaldırma diliyle) talep kurmak. Velayet dosyası, stratejik olarak “kanıtlanan olgu + çocuk üzerindeki etki + uygun hukuki talep” denklemine oturtulmadığında, en doğru iddia bile etkisini kaybedebilir.
Velayet Davası Masrafları, Vekalet Ücreti ve Kesinleşme Boyutu
Velayet davalarında masraf kalemleri kural olarak yargılama harçları ve gider avansından oluşur. Uygulamada velayet davaları maktu harç kapsamında değerlendirilir; ayrıca tebligat, müzekkere, bilirkişi/uzman raporu, sosyal inceleme ve benzeri giderler için gider avansı yatırılması gerekir. Masraf boyutu, dosyanın kapsamına göre değişebilir; özellikle birden fazla uzman incelemesi, kurum yazışması veya farklı şehirlerde istinabe işlemleri varsa gider kalemleri artabilir.
Avukatlık hizmeti yönünden ise iki başlık birbirinden ayrılır: (i) tarafın kendi avukatıyla yaptığı sözleşmeye dayalı ücret, (ii) yargılama sonunda hükmedilen karşı vekalet ücreti. Uygulamada, velayet kararlarının ve buna bağlı bazı fer’ilerin kesinleşmeden icraya konulması tartışmalı alanlar doğurur; bu nedenle yalnızca “davayı kazanmak” değil, karar sonrası süreci doğru yönetmek de önem taşır. Tarafların en sık yaptığı hatalardan biri, karar çıkar çıkmaz “icra” aşamasına geçilebileceğini varsaymaktır. Şahsın hukukuna ilişkin kararların kesinleşme rejimi, dosyanın niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu aşamada pratik bir uyarı da şudur: Masraf kalemleri ve rapor giderleri, dava stratejisini etkiler. Gereksiz taleplerle dosyayı uzatmak, hem zaman hem maliyet üretir. Buna karşılık, kilit noktalarda (çocuğun dinlenmesi, kapsamlı sosyal inceleme, kişisel ilişki engeli iddiasında objektif kayıtların getirtilmesi gibi) masraftan kaçınmak, dosyanın ispat gücünü düşürebilir. Doğru yaklaşım, maliyeti değil; maliyetin “üstün yararı ispat” kapasitesini yönetmektir.
İlginizi Çekebilir; Mersin Boşanma Avukatı
Sıkça Sorulan Sorular
Velayet davası kazanmak için en önemli kriter nedir?
En önemli kriter, çocuğun üstün yararını somutlaştırmaktır. Mahkeme, hangi ebeveynin çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve güvenlik ihtiyaçlarını daha istikrarlı karşılayacağını; çocuğun gelişimini hangi düzenin daha iyi koruyacağını değerlendirir. “Ben daha iyi bakarım” iddiası, ancak düzenli okul/sağlık takibi, güvenli barınma, yaşam rutini ve çocuğun duygusal ihtiyaçlarına uygun yaklaşım gibi verilerle desteklenirse sonuç üretir.
Çocuğun görüşü velayet kararını tek başına belirler mi?
Hayır. İdrak çağındaki çocuğun görüşü önemli bir veridir; ancak mahkeme bu görüşü tek başına belirleyici kabul etmez. Çocuğun beyanı, üstün yarara açıkça aykırıysa mahkeme farklı bir düzenleme yapabilir. Bu nedenle çocuğun beyanı, yaşam koşullarını gösteren diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
Velayetin değiştirilmesi davasında neyi ispatlamak gerekir?
Genellikle önceki velayet düzenlemesinden sonra ortaya çıkan yeni olguların varlığını ve bu olguların velayet görevini aksatarak çocuğun menfaatini olumsuz etkilediğini göstermek gerekir. Eğitim/sağlık/güvenlik aksaması, fiilî bakımın üçüncü kişiye kayması veya kişisel ilişkinin sürekli engellenmesi gibi hususlar somut kayıtlarla desteklendiğinde dosyanın ispat gücü artar.
Uzman raporu alınmadan velayet kararı verilebilir mi?
Dosyanın niteliğine göre değişebilmekle birlikte uygulamada uzman incelemesi ve sosyal inceleme raporu, velayet değerlendirmesinde temel araçlardandır. Raporun iki ebeveyn ve çocuk yönünden yeterli kapsamda alınmaması, idrak çağındaki çocuğun dinlenmemesi veya raporun güncel koşulları yansıtmaması; kararın denetimde eksik inceleme eleştirisine açık hale gelmesine neden olabilir.