Tahliye taahhütnamesi varsa kiracı çıkmak zorunda mı sorusu, son yıllarda hem kiracılar hem de ev sahipleri açısından en sık danışılan konulardan biridir. Uygulamada çoğu kişi, imzaladığı bir tahliye taahhüdünün “her koşulda” kiracıyı tahliyeye zorlayacağını düşünürken; Yargıtay kararları ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri, bu belgenin sıkı şekil ve süre kurallarına bağlandığını göstermektedir. Taahhüdün ne zaman imzalandığı, kiralananın fiilen teslim edilip edilmediği, tarihin açık yazılıp yazılmadığı, baskı veya tehdit olup olmadığı gibi pek çok ayrıntı, kiracının gerçekten çıkmak zorunda kalıp kalmayacağını belirler. Bu yazıda; tahliye taahhütnamesinin ne olduğu, hangi şartlarda geçerli kabul edildiği, kiracının çıkmaması halinde izlenecek icra ve dava yolları, arabuluculuk zorunluluğu, Yargıtay’ın kritik içtihatları ve hem kiracılar hem de kiraya verenler açısından sık yapılan hatalar ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.
Tahliye Taahhütnamesi ile Kiracı Çıkarılabilir Mi?
Tahliye taahhütnamesi, kiracının belirli bir tarihte kiralananı boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği ve doğru düzenlendiği takdirde kiracının tahliyesine imkân veren özel bir belgedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 352/1 uyarınca, kiracı kiralananı teslim aldıktan sonra, belirli bir tarihte boşaltacağını yazılı olarak taahhüt eder ve bu tarihte de evi boşaltmazsa; kiraya veren, bu tarihi izleyen bir ay içinde icra takibi başlatmak veya tahliye davası açmak suretiyle kira sözleşmesini sona erdirebilir. Dolayısıyla, usulüne uygun bir tahliye taahhüdü varsa ve kanundaki süreler doğru kullanılırsa, evet, kiracı hukuken tahliyeye zorlanabilir.
Ancak uygulamada her önüne gelen tahliye taahhütnamesi geçerli kabul edilmemektedir. Kira sözleşmesiyle aynı gün alınan, kiralanan henüz teslim edilmeden imzalatılan, tarih içermeyen veya “şarta bağlı, muğlak tarihli” taahhütler Yargıtay içtihatlarında çoğunlukla geçersiz sayılmaktadır. Ayrıca kiracının baskı, tehdit, hile altında imza attığını ileri sürmesi ve bunu delillerle ispatlaması durumunda, görünürde geçerli bir tahliye taahhüdü bile hükümsüz hale gelebilir. Bu nedenle “tahliye taahhütnamesi varsa kiracı mutlaka çıkar” genellemesi doğru değildir; her olayda belgenin oluşum süreci, içeriği ve sonrasında izlenen hukuki prosedür önem taşır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NEDİR?
Tahliye taahhütnamesi, konut veya çatılı işyeri kiralarında kiracının, kiralanan taşınmazı belirli bir tarihte boşaltmayı önceden ve yazılı olarak üstlendiği belgedir. Bu belge ile kiracı, normalde kanunun sağladığı bazı süre ve uzama korumalarından kısmen feragat etmiş olur; kiraya veren de belirlenen tarihte daha hızlı bir tahliye imkânı elde eder. Burada önemli olan; belgenin yalnızca “söz” değil, mutlaka yazılı bir beyan olması ve kiracının iradesini açıkça yansıtmasıdır.
Klasik kira sözleşmesinden farklı olarak tahliye taahhütnamesi, genellikle ayrı bir sayfada düzenlenir ve sadece tahliyeye ilişkin taahhüdü içerir. Uygulamada:
- Noter düzenleme şeklinde (resmi senet) hazırlanmış tahliye taahhütnamesi,
- Noterde onaylı imza içeren tahliye taahhütnamesi,
- Kiracı tarafından el yazısıyla veya bilgisayar ortamında hazırlanan adi yazılı tahliye taahhütnamesi
görülebilmektedir. Belge, yalnızca kiraya verene karşı hüküm doğurur; üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi, çoğu durumda kira ilişkisinin devri veya taşınmazın el değiştirmesi gibi olgularla birlikte değerlendirilir. Bu nedenle, “kira sözleşmesinin içindeki bir cümle” ile “ayrı bir yazılı tahliye taahhüdü”nün hukuki etkileri birbirine karıştırılmamalıdır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN HUKUKİ DAYANAĞI
Tahliye taahhütnamesinin temel hukuki dayanağı Türk Borçlar Kanunu m. 352/1 hükmüdür. Bu maddeye göre; kiracı, kiralananın kendisine tesliminden sonra, kiraya verene karşı kiralananı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlenmiş ve bu tarihte boşaltmamışsa, kiraya veren söz konusu tarihten başlayarak bir ay içinde icra veya dava yoluna başvurarak kira sözleşmesini sona erdirebilir. Bu özel düzenleme yalnızca konut ve çatılı işyeri kiralarına uygulanır; diğer kira türleri için genel hükümlere göre tahliye yolları gündeme gelir.
Hükmün amacı, kiraya verenin tahliye sürecini hızlandırmak, fakat aynı zamanda kiracının iradesini baskı altına alan uygulamaları engellemek için şekil ve süre şartları koymaktır. Bu nedenle Yargıtay, tahliye taahhüdü içeren uyuşmazlıklarda hem TBK m. 352’yi hem de irade sakatlığına ilişkin hükümleri ve eski içtihadı birleştirme kararlarını birlikte uygulamaktadır. Özellikle 1944 ve 1980 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararları, kira ilişkisi kurulmadan veya kira sözleşmesiyle aynı anda alınan taahhütlerin geçersiz sayılması yönünde önemli bir yol haritası sunmaktadır. Sonuç olarak; tahliye taahhüdü, sıradan bir sözleşme hükmü değil, kanunda özel olarak düzenlenmiş, sınırları çizilmiş bir tahliye sebebidir.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ HANGİ ŞARTLARDA GEÇERLİDİR?
Bir tahliye taahhütnamesinin kiracıyı gerçekten bağlayabilmesi için bir dizi şekil ve içerik şartının aynı anda sağlanması gerekir. Uygulamada sıkça kullanılan şartlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
| Şart | Açıklama |
| Kiralananın niteliği | Konut veya çatılı işyeri olmalı; diğer kira türlerinde TBK m. 352 uygulanmaz. |
| Kiracı tarafından verilme | Taahhüt bizzat kiracı ya da yetkili temsilcisi tarafından imzalanmalıdır. |
| Yazılı şekil | Mutlaka yazılı olmalı; sözlü taahhüt hukuken yeterli değildir. |
| Tarihin belirli olması | Boş tarih veya belirsiz ifadeler, ciddi geçerlilik tartışmalarına yol açar. |
| Teslimden sonra verilme | Kiralanan fiilen teslim edildikten sonra imzalanmalıdır; aksi halde geçersiz kabul edilebilir. |
Bu şartlara ek olarak, kiracının serbest iradesi de büyük önem taşır. Kiracı, kira sözleşmesi yapılmadan önce veya imza anında “evi vermem, taahhütnameyi imzalamazsan anahtarı teslim etmem” baskısıyla karşı karşıya kalmışsa, bu durumda verilen taahhüdün özgür iradeyle oluştuğu söylenemez. Yargıtay, özellikle kira ilişkisi kurulmadan ya da sözleşme günü alınan taahhütlerin, kiracının korunması amacıyla geçersiz olduğu yönünde istikrarlı kararlar vermektedir. Ayrıca, birden fazla kiracının olduğu durumlarda tüm kiracıların imzasının alınmaması, aile konutlarında eşlerden birinin hiç haberdar olmaması gibi eksiklikler de ileride ciddi uyuşmazlıkların kaynağı olmaktadır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NOTER ONAYLI OLMAK ZORUNDA MIDIR?
Kanun, tahliye taahhütnamesinin noter onaylı olmasını geçerlilik şartı olarak aramaz. Yani adi yazılı (sadece tarafların kendi aralarında imzaladığı) bir tahliye taahhütnamesi de, TBK m. 352’deki şartları taşıyorsa geçerlidir. Bununla birlikte, uygulamada noter düzenleme şeklinde veya en azından noterde imza onaylı taahhütname alınmasının, özellikle kiraya veren açısından ciddi avantajları bulunmaktadır.
Noter onayının pratik sonuçları şöyle özetlenebilir:
- İmzanın kiracıya ait olduğu karine olarak kabul edilir; imza inkârı çok daha güç hale gelir.
- İcra takibinde taahhütnamenin sahteliği veya imzaya itiraz iddiaları, genellikle daha çabuk sonuçlanır.
- Belgenin düzenlenme tarihi ve içeriği daha sağlam şekilde ispatlanır.
Adi yazılı taahhütnamelerde ise kiracı, imzasını inkâr ettiğinde, kiraya verenin ayrıca imza incelemesi yaptırması, sulh hukuk veya icra mahkemesinde ek dava süreçleriyle uğraşması gerekebilir. Bu da hem zaman hem de masraf bakımından kiraya vereni zorlayabilir. Bu nedenle, hukuken zorunlu olmasa da, özellikle yüksek kira bedelli veya uzun süreli ilişkilerde, tahliye taahhütnamesinin noter huzurunda düzenlenmesi daha güvenli bir strateji olarak öne çıkmaktadır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN GEÇERLİLİK SÜRESİ VE ZAMANAŞIMI
Tahliye taahhütnamesi düzenlendiğinde, belge tek başına kira sözleşmesini hemen sona erdirmez; kiraya verenin kanunda öngörülen süreler içinde harekete geçmesi gerekir. Burada en kritik kavram, bir aylık hak düşürücü süredir. Kiracı, taahhütte yer alan tarihte evi boşaltmamışsa, kiraya veren bu tarihten itibaren bir ay içinde icra takibi başlatmalı veya tahliye davası açmalıdır. Bu süre geçtikten sonra, artık aynı taahhüde dayanılarak tahliye istenemez.
TBK m. 353 uyarınca, kiraya veren bir aylık süre içinde kiracıya yazılı bildirimde bulunur veya icra takibi başlatırsa, dava açma imkânı bir kira yılı boyunca uzar. Yani kiraya veren, söz konusu dönem içerisinde dilediği bir zamanda tahliye davası açabilir. Buna karşılık, taahhüt tarihinden önce gönderilen ihtarların süreyi uzatıcı etkisi yoktur. Bu noktada pratikte en çok yapılan hata, kiraya verenin sözlü uyarılarla yetinmesi, yazılı ihtar veya icra takibini zamanında başlatmaması ve böylece tahliye hakkını fiilen kaybetmesidir. Hak düşürücü süreler, mahkeme tarafından re’sen gözetildiği için, karşı taraf ileri sürmese de davanın reddine yol açabilir.
TAHLİYE TAAHHÜTNMESİ İLE TAHLİYE SÜRECİ
Geçerli bir tahliye taahhütnamesine rağmen kiracı evi boşaltmadığında, kiraya verenin önünde iki ana yol bulunur: icra takibi ile tahliye veya tahliye davası açılması. Her iki yolun da temel dayanağı aynı tahliye taahhüdüdür, ancak usul ve süre bakımından önemli farklar vardır.
Genel süreç şu şekilde işler:
- Kiracı, taahhütte belirtilen tarihte evi boşaltmaz.
- Kiraya veren, bu tarihi izleyen bir ay içinde icra dairesine başvurur veya zorunlu arabuluculuk sürecini başlatıp sonrasında dava açar.
- İcra takibi yolunda kiracıya tahliye emri gönderilir; kira sözleşmesinin sona erdiği, evi boşaltması gerektiği bildirilir.
- Kiracı itiraz etmez ve belirtilen sürede tahliye etmezse, icra memurları vasıtasıyla fiili tahliye yapılır.
- Kiracı itiraz ederse, kiraya verenin ayrıca itirazın kaldırılması veya tahliye davası açması gerekir.
Bu süreçte dikkat edilmesi gereken nokta, kira bedelinin ödenmeye devam ettiği, kiracının fiilen taşınmazda kaldığı süre boyunca hem kira hem de haksız işgal tazminatı (ecrimisil) taleplerinin gündeme gelebilmesidir. Özellikle dava süresinin uzun sürdüğü büyük şehirlerde, kiraya verenler yalnızca tahliye değil, geriye dönük kira ve tazminat alacaklarını da titizlikle takip etmelidir.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ İLE TAHLİYE DAVASINDA ARABULUCULUK SÜRECİ
1 Eylül 2023 tarihinden itibaren, konut ve çatılı işyeri kiralarından doğan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvuru zorunlu hale getirilmiştir. Bu zorunluluk, tahliye taahhütnamesine dayalı tahliye davalarını da kapsamaktadır. Yani kiraya veren, taahhüde dayanarak sulh hukuk mahkemesinde dava açmak istiyorsa, öncelikle arabulucuya başvurmak ve bu süreç sonunda anlaşma sağlanamaması halinde düzenlenen son tutanağı dava dilekçesine eklemek zorundadır.
Arabuluculuk sürecinde taraflar, tahliye tarihinin ertelenmesi, kira borçlarının taksitlendirilmesi, yeni bir kira sözleşmesi yapılması gibi esnek çözümler üzerinde uzlaşabilirler. Uygulamada, özellikle aile konutu veya küçük işletme niteliğindeki kiralananlarda, tarafların makul bir orta yol bulduğu örnekler artmaktadır. Ancak anlaşma sağlanamazsa, arabuluculuk süreci yalnızca “dava şartı”nın yerine getirilmesini sağlar; kiraya veren yine TBK m. 352’deki süreleri gözeterek tahliye davası açmalıdır. Bu aşamada sürelerin karıştırılması, arabuluculuk başvurusunun hak düşürücü süreyi otomatik olarak durdurduğu yanılgısına düşülmesi, kiraya verenler için önemli hak kaybı riski yaratmaktadır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNE DAYALI İCRA TAKİBİ İLE TAHLİYE
Tahliye taahhüdüne dayalı ilamsız icra yoluyla tahliye, kiraya verenin dava açmadan, daha kısa sürede sonuca ulaşmasını sağlayan bir mekanizmadır. Bu yolda kiraya veren, yetkili icra dairesine başvurarak tahliye talep eder ve taahhütnamenin aslını veya onaylı örneğini dosyaya ibraz eder. İcra dairesi, kiracıya bir tahliye emri tebliğ eder; kiracıya genellikle 15 gün içinde taşınmazı boşaltması gerektiği bildirilir.
Kiracının iki temel seçeneği vardır:
- Hiç itiraz etmeden, süresi içinde evi boşaltmak,
- 7 gün içinde icra dairesine itiraz ederek takibi durdurmak.
İtiraz edilmez ve belirtilen süre içinde tahliye gerçekleşmezse, icra memurları zorla tahliye işlemi yapabilir. İtiraz edilmesi halinde ise kiraya verenin, 6 ay içinde itirazın kaldırılması için icra mahkemesine veya 1 yıl içinde tahliye davası açması gerekir. Noter düzenleme şeklinde taahhütlerde imza inkârı mümkün olmadığından, bu tür itirazlar genellikle sonuçsuz kalmaktadır. Adi yazılı taahhütnamelerde ise imzaya itiraz halinde, imza incelemesi ve gerektiğinde ayrı bir tespit davası gündeme gelebilir. Bu nedenle, icra yoluyla tahliye planlayan kiraya verenin, elindeki belgenin ispat gücünü baştan doğru değerlendirmesi önemlidir.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNE DAYALI TAHLİYE DAVASI İLE TAHLİYE
Tahliye taahhütnamesine dayanarak açılan tahliye davaları, konut ve çatılı işyeri kiralarında Sulh Hukuk Mahkemeleri tarafından görülür. Yetkili mahkeme, kural olarak kiralananın bulunduğu yer mahkemesidir; birden fazla kiracının bulunması halinde ise herhangi bir kiracının yerleşim yeri mahkemesi de yetkili olabilir. Dava açılabilmesi için, taahhütte yazılı tahliye tarihini izleyen bir ay içinde arabulucuya başvurulması ve arabuluculuk süreci sonunda anlaşma sağlanamazsa, yine bu süreler gözetilerek dava açılması gerekir.
Mahkeme; öncelikle tahliye taahhütnamesinin şeklen geçerli olup olmadığını, kira ilişkisinin kurulma zamanını, kiralananın teslim tarihini, taahhüdün bu tarihten sonra verilip verilmediğini ve irade sakatlığı iddialarını değerlendirir. Taahhüdün geçerli olduğuna kanaat getirilirse, kira sözleşmesinin sona erdiği ve kiracının tahliyesi gerektiği yönünde hüküm kurulur. Bu aşamadan sonra kararın kesinleşmesi ve icraya konulması gerekir. Kiracı, karara rağmen taşınmazı boşaltmazsa, icra müdürlüğü aracılığıyla zorla tahliye işlemi yapılır. Yargıtay uygulamasında, mahkeme kararı kesinleşmeden kiracının “haksız işgal tazminatı” sorumluluğu ve cezai sorumluluk tartışmaları ayrıca ele alınmaktadır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNE İTİRAZ
Kiracı açısından bakıldığında, tahliye taahhütnamesine karşı en önemli savunma mekanizması itiraz hakkıdır. İcra takibinde kiracı, tahliye emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde icra dairesine itiraz ederek takibi durdurabilir. Bu itiraz; imzanın kendisine ait olmadığı, taahhüdün kira sözleşmesinden önce veya aynı gün alındığı, kiralananın henüz teslim edilmediği, taahhütte yazılı tarihin sonradan eklendiği, baskı veya tehdit altında imza atıldığı gibi gerekçelere dayanabilir.
Benzer şekilde, tahliye davasında da kiracı, cevap dilekçesinde taahhüdün geçerlilik şartlarını taşımadığını, aile konutu olduğunu, diğer eşin rızasının bulunmadığını veya iradesinin sakatlandığını ileri sürebilir. Mahkeme, bu iddiaları somut deliller ışığında değerlendirir; kiracının yalnızca “baskı gördüm” demesi yeterli olmayıp, bunu yazılı deliller, mesajlar, tanık anlatımları ile desteklemesi beklenir. Noter düzenlemeli taahhütnamelerde imzaya itirazın başarı şansı düşüktür; ancak kira ilişkisi kurulmadan aynı gün alınan taahhütler söz konusu olduğunda, Yargıtay içtihatları kiracıyı önemli ölçüde korumaktadır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNİN HUKUKİ GEÇERLİLİĞİNİ KORUMAK İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
Kiraya verenler açısından tahliye taahhütnamesi, doğru kullanıldığında tahliye sürecini ciddi şekilde kısaltan güçlü bir araçtır; ancak hatalı düzenlendiğinde tamamen işlevsiz hale gelebilir. Bu nedenle, belgenin hukuki geçerliliğini korumak için aşağıdaki hususlara özen gösterilmelidir:
- Taahhüt mutlaka kiralananın fiili tesliminden sonra alınmalıdır.
- Kira sözleşmesiyle aynı tarihli veya öncesine ait taahhütlerden kaçınılmalıdır.
- Tahliye tarihi gün, ay, yıl olarak açık biçimde yazılmalı; muğlak ifadelerden uzak durulmalıdır.
- Birden fazla kiracı varsa, tüm kiracılardan imza alınmalı; aile konutu olduğu bilinen yerlerde mümkünse her iki eş de imza atmalıdır.
- Mümkün olduğunda noter huzurunda düzenlenmeli veya en azından imza onayından geçirilmelidir.
Kiracılar açısından ise, baskı altında imzalatılan, boş tarihli veya içeriğini tam anlamadan imzalanan taahhütnameler konusunda derhal hukuki danışmanlık alınması, gerektiğinde noter ihtarı gönderilerek veya iptal davası açılarak hakların korunması büyük önem taşır. Aksi halde, ileride “bilmeden imzaladım” şeklindeki savunmalar, çoğu zaman tek başına yeterli görülmemektedir.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ NASIL GEÇERSİZ OLUR?
Her tahliye taahhütnamesi, kiracıyı tahliyeye zorlayacak güçte değildir. Belgenin geçersiz sayılmasına yol açan başlıca durumlar şu şekilde öne çıkar:
- Kira sözleşmesinden önce veya sözleşmeyle aynı gün düzenlenmiş olması,
- Kiralananın henüz kiracıya fiilen teslim edilmemiş olması,
- Tahliye tarihinin hiç yazılmamış veya belirsiz biçimde ifade edilmiş olması,
- Kiracının ciddi baskı, tehdit, hile veya aldatma altında imza atması,
- Hak düşürücü bir aylık sürenin kiraya veren tarafından kullanılmaması.
İrade sakatlığı iddiasına dayalı olarak taahhütnamenin iptali isteniyorsa, TBK’da öngörülen süreler içinde (örneğin baskının ortadan kalkmasından itibaren bir yıl) karşı tarafa bildirimde bulunulması ve dava açılması gerekir. Aile konutu olan taşınmazlarda diğer eşin rızasının alınmamış olması da, tek başına taahhüdü otomatik olarak geçersiz kılmasa da, aile mahkemesinde açılacak davalar ve noter ihtarlarıyla taahhüdün etkisinin zayıflatılmasına yol açabilir. Ayrıca, kiraya verenin taahhüdü kiracı üzerinde baskı aracı olarak kullanması, örneğin kira artışı konusunda tehdit unsuru haline getirmesi, mahkemeler nezdinde kötü niyet değerlendirmesine sebep olabilmektedir.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNDE EŞİN İMZASI OLMAMASI
Aile konutu niteliğindeki kiralananlarda, tahliye taahhütnamesinin yalnızca eşlerden biri tarafından imzalanması, hem ev sahipleri hem de kiracılar için önemli bir tartışma konusudur. Türk Borçlar Kanunu m. 352, eşin imzasına dair özel bir hüküm içermese de, Türk Medeni Kanunu m. 194 uyarınca aile konutu üzerindeki tasarruflarda diğer eşin rızasının aranması ilkesi devreye girebilir. Yargı uygulamasında, tek eş tarafından verilen tahliye taahhüdü baştan hükümsüz kabul edilmemekte, ancak diğer eşin noter ihtarı veya aile konutu tespiti davası ile bu taahhüde karşı çıkması halinde, birlikte kiracılık ve bölünemez tahliye ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirme yapılmaktadır.
Kiraya veren yönünden en güvenli yol, aile olarak taşınan kiracıların her iki eşinden de imzalı taahhüt almak, hatta mümkünse bunu noter huzurunda düzenlemektir. Kiracılar açısından ise, aile konutu iddiasının somutlaştırılması, tapu kayıtları, ikametgâh belgeleri ve diğer yazılı delillerle desteklenmesi gerekmektedir. Aksi halde, tek eşin imzaladığı taahhüt, ileride ailenin tamamını bağlayan bir tahliye sebebi haline gelebilir.
Kira İlişkisi Kurulmadan Verilen Tahliye Taahhütlerinin Geçerli Olmadığına Yönelik Yargıtay Kararı
Yargıtay, kira ilişkisi kurulmadan veya kira sözleşmesiyle aynı tarihte alınan tahliye taahhütlerine karşı kiracıyı koruyan istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir. Bu kararlarda özetle; kiracının henüz kiralanana fiilen yerleşmediği, kira sözleşmesi yapılmadan veya tam o anda taahhüt vermek zorunda bırakıldığı durumlarda, tahliye taahhüdünün serbest irade ürünü sayılamayacağı vurgulanmaktadır. Bu yaklaşımın temel dayanağı TBK’daki sözleşme özgürlüğü ilkesi ile eski İçtihadı Birleştirme Kararlarıdır.
Özellikle, taşınmazın satın alındığı gün veya kira sözleşmesinin imzalandığı tarih ile aynı günde düzenlenen tahliye taahhütnameleri hakkında verilen kararlar, iki önemli noktaya işaret etmektedir:
- Kiracı henüz fiilen yerleşmemiş ve kira ilişkisi oturmamışsa, o gün verilen taahhüdün baskı altında olduğu varsayılır.
- Taahhütte belirtilen tarihten sonra bir aylık hak düşürücü süre geçirilmişse, sonradan başlatılan icra takibi veya dava süresinde açılmış sayılmaz.
Bu içtihatlar, kiraya verenlerin “daha kira başlamadan” tahliye güvencesi alma alışkanlığını sınırlandırmakta; kiracılara ise, kira sözleşmesiyle aynı gün imzaladıkları taahhütlere karşı itiraz ve savunma imkânı tanımaktadır. Dolayısıyla, tahliye taahhütnamesi düzenlenirken kiralananın teslim tarihi, kira sözleşmesinin başlangıcı ve taahhüdün tanzim tarihi arasındaki ilişki mutlaka dikkatle planlanmalıdır.
TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ İLE TAHLİYE DAVASI HARÇ VE MASRAFLARI
Tahliye taahhütnamesine dayalı icra takibi veya tahliye davası açılması, kaçınılmaz olarak bazı yargılama giderlerini de beraberinde getirir. Bu giderlerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:
- Başvurma harcı (dava veya icra takibi başlatılırken ödenen sabit harç),
- Karar ve ilam harcı (davanın kabulü halinde hüküm altına alınan değere göre nispi veya maktu),
- Vekâlet harcı ve avukatlık ücreti,
- Tebligat giderleri (taraflara gönderilen tebligatlar için),
- Gerek görülürse bilirkişi ve keşif giderleri.
İcra takibi, genellikle dava açmaya göre daha düşük masrafla yürütülse de, kiracının itirazı halinde icra mahkemesi veya sulh hukuk mahkemesi önünde ek yargılama giderleri doğabilmektedir. Nihai kararla birlikte, haksız çıkan taraf aleyhine yargılama giderlerine ve karşı yan avukatlık ücretine hükmedilmesi mümkündür. Bu nedenle, süreç başlatılmadan önce yalnızca “tahliyeyi sağlamak” değil, muhtemel masraf ve riskler de hesaba katılarak profesyonel hukuki destek alınması yerinde olacaktır.
Daha detaylı bilgi için Mersin Kira Avukatı ziyaret edebilirsiniz.
SSS – Tahliye Taahhütnamesi Varsa Kiracı Çıkmak Zorunda Mı?
Tahliye taahhütnamesi varsa kiracı her durumda evi boşaltmak zorunda mıdır?
Geçerlilik şartlarını taşıyan ve doğru zamanda kullanılmuş bir tahliye taahhütnamesi, kiracının tahliyesi için güçlü bir hukuki dayanak sağlar. Ancak kira sözleşmesiyle aynı gün alınmış, teslimden önce imzalatılmış, tarihi belirsiz veya baskı altında imzalanmış taahhütler Yargıtay tarafından geçersiz sayılabilmektedir. Ayrıca kiraya verenin, taahhütte yazılı tarihten itibaren bir ay içinde icra veya dava yoluna başvurması zorunludur; bu süre kaçırılırsa, taahhüde rağmen tahliye talebi reddedilebilir.
Tahliye taahhütnamesi kira sözleşmesiyle aynı gün imzalanmışsa ne olur?
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, kira sözleşmesiyle aynı tarihte veya öncesinde alınan tahliye taahhütleri kural olarak kiracının özgür iradesini yansıtmaz; kiracı, evi kiralayabilmek için taahhüt vermek zorunda bırakılmış kabul edilir. Bu nedenle böyle bir taahhüdün geçersiz olduğu; kiraya verenin bu belgeye dayanarak tahliye talep edemeyeceği yönünde kararlar sıkça verilmektedir. Somut olayda farklı deliller olsa da, genel eğilim kiracının korunması yönündedir.
Taahhütte yazılı tarihten sonra kiraya veren bir ay içinde işlem yapmazsa ne olur?
TBK m. 352 uyarınca, kiraya verenin tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi başlatma veya dava açma süresi, tahliye tarihini izleyen bir ayla sınırlıdır. Bu süre hak düşürücüdür; mahkeme tarafından re’sen gözetilir. Kiraya veren bu müddet içinde hiçbir girişimde bulunmazsa, aynı taahhütnameye dayanarak daha sonra tahliye isteyemez. Bir aylık süre içinde yazılı ihtar veya icra takibi yapılmışsa, TBK m. 353 gereği dava açma imkânı bir kira yılı boyunca uzayabilir; ancak sürenin tamamıyla geçirilmesi halinde tahliye hakkı ortadan kalkar.
Tahliye taahhütnamesini baskı altında imzaladım, ne yapmalıyım?
Eğer tahliye taahhütnamesini tehdit, baskı, hile veya ağır yanılma altında imzaladığınızı düşünüyorsanız, bu durumu gecikmeden belgelendirmeniz ve hukuki yollara başvurmanız gerekir. Öncelikle noter ihtarıyla karşı tarafa iradenizin sakatlandığını bildirebilir, ardından TBK’daki süreler içinde iptal veya geçersizlik tespiti davası açabilirsiniz. Mesaj kayıtları, tanık beyanları, kira sözleşmesi ve teslim tarihine ilişkin belgeler, baskı iddianızı destekleyecek en önemli deliller olacaktır. Sürelerin kaçırılması ve sessiz kalınması halinde, ileride bu iddiaların ispatı çok daha güç hale gelir.