Çocuk isterse velayet değişimi olur mu? Bu soru, boşanma sonrası velayet düzeninde en çok yanlış anlaşılan başlıklardan biridir. Uygulamada çocuk “annede/babada kalmak istiyorum” dediğinde, velayetin kendiliğinden değişeceği düşünülür; oysa velayet, çocuğun tek bir cümlesine bağlanan bir tercih meselesi değildir. Mahkeme, velayetle ilgili her değerlendirmede çocuğun üstün yararı (bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişiminin en iyi şekilde korunması) ölçütünü esas alır. Bu nedenle çocuğun görüşü önemli bir veridir; fakat beyanın nedenleri, çocuğun etkilenip etkilenmediği, ebeveynlerin bakım kapasitesi, eğitim-sağlık planı, güvenlik ve istikrar gibi unsurlar birlikte incelenir. Aşağıdaki içerikte, velayetin kapsamını, çocuğun görüşünün hangi şartlarda dikkate alındığını, velayet değişikliği için aranan “durum değişikliği” kriterini, Yargıtay’ın öne çıkardığı kritik noktaları ve uygulamada sık yapılan hataları sistematik şekilde ele alıyorum.
Velayetin Kapsamı Nedir?
Velayet, çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca “çocuk kimde kalacak?” sorusundan ibaret değildir. Velayet; çocuğun bakım, eğitim, gözetim ve temsil edilmesine ilişkin görev ve yetkilerin bütünüdür. Bu kapsam içinde ebeveyn, çocuğun okul düzeni, sağlık takibi, günlük yaşam rutini, sosyal çevresi ve güvenliğine ilişkin kararları çocuğun yararına uygun şekilde almak zorundadır. Aynı zamanda çocuk, velayet ilişkisi içinde ebeveynin makul yönlendirmelerine uymakla yükümlüdür; ancak burada ana ilke, çocuğa yaşına ve olgunluğuna göre hayatını düzenleme alanı tanınmasıdır.
Pratikte velayetin kapsamını doğru okumak önemlidir; çünkü velayet değişikliği davalarında mahkemeler “hangi ebeveyn daha iyi?” gibi soyut kıyaslar yerine, velayet görevlerinin fiilen nasıl yürütüldüğüne bakar. Örneğin çocuğun eğitim takibinin aksaması, sağlık randevularının ihmal edilmesi, çocuğun güvenliğini zedeleyen yaşam koşulları, sürekli yer değiştirme nedeniyle istikrarsızlık oluşması gibi somut olgular velayet değerlendirmesinin merkezine oturur. Bu nedenle velayet tartışmasını yalnızca çocuğun isteğine indirgemek, çoğu dosyada hatalı stratejiye yol açar.
- Velayet = sorumluluk + yetki bütünüdür; sadece “ikamet” değildir.
- Mahkeme, velayeti değerlendirirken çocuğun günlük hayat kalitesini ve geleceğe dönük gelişimini ölçmeye çalışır.
- Ebeveynin hakları kadar, çocuğun korunması ve düzenli gelişimi de velayetin çekirdeğidir.

Çocuk İsterse Velayet Değişir Mi?
Çocuğun velayet konusunda bir tercih belirtmesi, velayet dosyalarında önemli bir veridir; ancak tek başına “velayeti değiştir” sonucunu doğurmaz. Mahkeme, çocuğun beyanını değerlendirirken önce şu sorulara yanıt arar: Çocuk bu görüşü özgür iradesiyle mi söylüyor? Beyan, yaşına ve olgunluğuna uygun şekilde tutarlı mı? Bu istemin arkasında korku, baskı, yönlendirme veya ebeveynler arası çatışmanın çocuğa yansıması var mı? Özellikle yüksek çekişmeli boşanmalarda çocuğun, bir ebeveyni memnun etmek için “taraf seçtiği” veya diğer ebeveynden soğutulduğu durumlar görülür. Böyle bir ihtimal varsa, beyanın tek başına belirleyici olması beklenmez.
Mahkemenin temel ölçütü çocuğun üstün yararı olduğundan, çocuk bir ebeveyni istese bile bu tercihin çocuğun güvenliği ve gelişimi açısından sakınca doğurup doğurmadığı ayrıca tartılır. Örneğin çocuk, daha “serbest” bir yaşam vadeden ebeveyne gitmek isteyebilir; fakat o ebeveynin çocuğun eğitimini ve rutinini sürdürebilecek düzeni yoksa, tercih çocuğun yararına aykırı görülebilir. Tam tersine, çocuk bir ebeveynle görüşmek istemediğini söylüyorsa, bu beyanın arkasında somut güvenlik kaygıları bulunuyorsa (şiddet, ihmal, psikolojik baskı iddiaları gibi), mahkeme bu ihtimali ciddiyetle araştırır ve kişisel ilişki/velayet düzeninde koruyucu tedbirler gündeme gelebilir.
Aşağıdaki tablo, pratikte en sık karıştırılan iki kavramı ayırmak için yol göstericidir:
| Başlık | Velayet Değişikliği | Velayetin Kaldırılması |
|---|---|---|
| Aranan ağırlık | Durum değişikliği ve velayet görevinde aksama | Ağır ihmal/kötüye kullanım, çocuğun ciddi tehlikesi |
| Sonuç | Velayet diğer ebeveyne geçebilir | Gerekirse vasi/koruma önlemleri gündeme gelebilir |
| Çocuğun beyanı | Önemli bir delildir; tek başına yeterli değildir | Önemli olabilir; ancak tehlike/ihmal delilleri belirleyicidir |
Velayet Düzenlemesinde İdrak Yaşı Kavramı
Velayet uyuşmazlıklarında çocuğun görüşünün alınması, belirli bir olgunluk eşiğine ulaşmış çocuklar açısından kritik bir usul adımıdır. Uygulamada “idrak yaşı” olarak anılan bu eşik, çocuğun velayet değişikliğinin sonuçlarını anlayıp kendi görüşünü oluşturabilecek seviyede olmasıyla ilgilidir. Yargısal uygulamada genel kabul, 8 yaş ve üzeri çocukların idrak çağında olduğudur. Bu yaş ve üzerindeki çocukların görüşü alınmadan velayetin düzenlenmesi veya değiştirilmesi çoğu dosyada sağlıklı kabul edilmez; çünkü mahkeme, çocuğun hayatını doğrudan etkileyen bir konuda çocuğa danışma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olur.
Burada önemli bir pratik ayrım vardır: Çocuğun görüşünün alınması, “çocuk kimi seçti?” şeklinde mekanik bir tercih anketi değildir. Mahkeme, çocuğu genellikle sonuçlar hakkında bilgilendirerek ve uygun koşullarda dinlemek ister. Çocuğun bir ebeveynle kişisel ilişki sırasında, gergin ortamda veya taraf etkisine açık şekilde beyan vermesi, beyanın güvenilirliğini zayıflatabilir. Bu nedenle, dosyanın niteliğine göre çocuğun uzman eşliğinde dinlenmesi, sosyal inceleme raporuyla desteklenmesi ve beyanın tutarlılığının değerlendirilmesi beklenir. Ayrıca yargılama uzadıkça çocuğun yaşı ve ihtiyaçları değişebileceğinden, “eski tarihli beyanla karar kurma” uygulamada sık eleştirilen bir noktadır; mahkeme güncel durumun fotoğrafını çekmek zorundadır.
- İdrak yaşı: Çocuğun görüş oluşturup ifade edebildiği olgunluk eşiği.
- Esas: Görüşün alınması + görüşün çocuğun yararıyla birlikte değerlendirilmesi.
- Risk: Uygun olmayan ortamda alınan beyanın “yönlendirilmiş” sayılması.
Velayetin Değiştirilmesi Nedenleri
Velayet değişikliği, boşanma kararından sonra “yeni bir hayat düzeni” kurulurken ortaya çıkan somut gelişmeler nedeniyle gündeme gelir. Genel yaklaşım şudur: Velayet hakkı bir ebeveyne verildikten sonra durum değişmiş ve bu değişim velayet görevlerinin gereği gibi yerine getirilmesini aksatmış olmalıdır. Bu nedenle velayet değişikliği davalarında “tek seferlik” tartışmalar veya geçici gerilimler yerine, çocuğun düzenini etkileyen süreklilik gösteren olgular daha belirleyici olur.
Uygulamada velayet değişikliğine dayanak yapılabilen başlıca olgular şöyle özetlenebilir: Çocukla kişisel ilişkinin sistematik biçimde engellenmesi; çocuğun fiilen velayet hakkı olmayan ebeveynde veya üçüncü kişilerde bırakılması; çocuğun sağlık, eğitim, güvenlik veya ahlaki gelişimini zedeleyen bir yaşam düzeninin oluşması; velayet sahibinin başka yere taşınması ve bunun çocuğun düzenini olumsuz etkilemesi; velayet sahibinin yeniden evlenmesiyle birlikte çocuğun bakımının fiilen aksaması; ebeveynin velayet görevini yerine getirmesine engel bir durumun ortaya çıkması (örneğin ağır hastalık, sürekli yokluk, ciddi bağımlılık iddiaları gibi).
Burada stratejik nokta şudur: Mahkeme “genel kanaat” ile değil, somutlaştırılmış verilerle ikna olur. Okul devamsızlık kayıtları, rehberlik servisi notları, sağlık takip belgeleri, sosyal inceleme raporu bulguları, kişisel ilişki engelleniyorsa icra/teslim tutanakları gibi belgeler dosyanın omurgasını oluşturur. Sadece “çocuğun psikolojisi bozuldu” demek yerine, bunu hangi olayların tetiklediğini ve hangi uzman değerlendirmesinin bunu doğruladığını göstermek gerekir.
Velayeti Annede Olan Çocuğun Babaya Gitmek İstememesi
Velayeti annede olan çocuğun babaya gitmek istememesi, pratikte iki farklı düzlemde ele alınır: (1) çocuğun duygusal tepkisi ve ilişki dinamiği, (2) bu durumun hukuki sonuçları. Hukuken ilk bilinmesi gereken kural şudur: Çocuğun “gitmek istemiyorum” demesi tek başına velayetin değişmesi için yeterli değildir. Mahkeme, öncelikle bu istememe halinin nedenini araştırır. Çocuk, ayrılık sürecinin etkisiyle kaygı duyuyor olabilir; babayla iletişim kopmuş olabilir; iki ev arasında gidip gelme çocuğu yoruyor olabilir. Diğer yandan istememe halinin arkasında güvenlik riski, ihmal, psikolojik baskı veya çatışmalı görüşmeler gibi daha ciddi gerekçeler de bulunabilir.
Uygulamada, çocuğun babaya gitmek istememesi durumunda en sık yapılan hata, konuyu yalnızca “çocuğun isteği” düzeyinde bırakmaktır. Oysa mahkeme, çocuğun üstün yararı açısından şu başlıklara bakar: Babayla kişisel ilişki kurulması çocuğun bedensel veya ruhsal bütünlüğünü zedeliyor mu? Çocuk bu ilişkiyi sürdüremeyecek düzeyde kaygı mı yaşıyor? Bu kaygı uzman değerlendirmesiyle destekleniyor mu? İstememe hali, annenin veya yakın çevrenin yönlendirmesiyle mi güçleniyor? Bu soruların her biri, velayet değişikliğinden önce “kişisel ilişki düzeni”, “danışmanlık tedbiri”, “görüşmenin refakatli yürütülmesi” gibi ara çözümleri de gündeme getirebilir.
Deneyimle sabit bir nokta: Mahkemeler çoğu zaman “köprüleri bir anda yıkmak” yerine, çocuğun ilişkiyi sağlıklı kurabilmesi için kademeli ve güvenli bir düzen arar. Bu nedenle aile içi iletişim tamamen kopmuşsa, uzman desteği ve sosyal inceleme raporu bulguları dosyada belirleyici hale gelir.
Çocuğu Göstermeyen Velayeti Kaybeder Mi?
Çocuğu “göstermemek” (mahkemece belirlenmiş kişisel ilişki günlerinde çocuğun diğer ebeveynle görüşmesini fiilen engellemek), velayet dosyalarında ciddi bir risk alanıdır. Çünkü kişisel ilişki, sadece ebeveynin “hak” alanı değil, aynı zamanda çocuğun iki ebeveyniyle de bağ kurabilmesine hizmet eden bir düzenlemedir. Bu nedenle mahkeme, çocuğu sistematik biçimde göstermeyen ebeveynin davranışını değerlendirirken “çocuğun yararına mı, yoksa ebeveyn çatışmasının bir uzantısı mı?” sorusunu sorar.
Önemli ayrım şudur: Çocuk gerçekten ağır kaygı yaşıyor, görüşme sırasında zarar görüyor veya güvenlik riski bulunuyorsa; ebeveynin bu riski belgelendirip mahkemeden uygun tedbir talep etmesi beklenir. Buna karşın hiçbir başvuru yapmadan, hiçbir uzman değerlendirmesi sunmadan ve kişisel ilişki kararını fiilen uygulamadan “çocuk istemiyor” gerekçesiyle engelleme yoluna gidilmesi, dosyada aleyhe yorumlanabilir. Uygulamada mahkemeler, engelleme iddiasını soyut bırakmaz; gerekiyorsa çocuk teslimine ilişkin dosyaları, tutanakları ve tanık anlatımlarını değerlendirir; uzman raporlarıyla birlikte “engelleme süreklilik kazanmış mı?” sorusuna yanıt arar.
Bu noktada stratejik uyarı: Kişisel ilişki krizlerinde velayet değişikliği istemeden önce, çoğu dosyada “doğru kayıt tutma” gerekir. Görüşme günlerine ilişkin yazışmalar, icra kanalıyla yapılan başvurular, okul/rehberlik birimi gözlemleri, danışmanlık tedbiri raporları gibi unsurlar, mahkemenin gerçeğe yaklaşmasını sağlar. Aksi halde taraflar yalnızca karşılıklı itham üretir ve dosya gereksiz şekilde uzar.
- Engelleme iddiası varsa somut kayıt ile desteklenmelidir.
- “Çocuk istemiyor” savunması, uzman değerlendirmesi olmadan çoğu zaman zayıf kalır.
- Mahkeme, sorunu velayet değişikliği yerine önce tedbirlerle çözmeye yönelebilir.
Velayeti Annede Olan Çocuğun Babasının Hakları
Velayet annede olsa bile babanın çocuğa ilişkin hukuki konumu “seyirci” değildir. Baba, mahkeme kararında belirlenen şekilde çocukla kişisel ilişki kurma hakkına sahiptir; bu hak, çocuğun duygusal gelişimi açısından da önem taşır. Ayrıca baba, çocuğun yaşamını etkileyen temel alanlarda (eğitim, sağlık, güvenlik) bilgi sahibi olma ve gerektiğinde hukuki yollara başvurma imkanına sahiptir. Uygulamada, okul değişikliği, şehir dışına taşınma veya sağlık tedavisi gibi başlıklarda taraflar arasında kriz çıktığında, mahkeme çocuğun menfaatini merkeze alarak karar verir ve çoğu zaman “işbirliği” beklentisini açıkça ortaya koyar.
Burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta, hakların “çocuğun yararı” ile sınırlı olduğudur. Örneğin baba, kişisel ilişkiyi yalnızca kendi duygusal tatmini için değil, çocuğun sağlıklı gelişimi için sürdürülebilir bir bağ kurmak amacıyla kullanmalıdır. Kişisel ilişki sırasında çocuğu ebeveyne karşı kışkırtmak, çocuğu sorgulamak, mahkeme sürecine malzeme üretmek gibi davranışlar, uzun vadede çocuğun psikolojisini zedeler ve dosyada olumsuz değerlendirmelere neden olabilir. Aynı şekilde velayet sahibi ebeveynin de “baba ile ilişkiyi koparma” refleksi, çocuğun üstün yararıyla çatıştığı ölçüde hukuki risk doğurur.
Deneyimle görülen bir başka husus: Tarafların birbirini “velayeti aldırma” korkusuyla köşeye sıkıştırdığı dosyalarda çocuk hızla yıpranır. Bu nedenle baba, hakkını ararken iletişimi mümkün olduğunca yazılı ve ölçülü yürütmeli; çocuğun düzenini bozmayan, mahkemeye taşınabilir somut verilerle hareket etmelidir.
Velayeti Annede Olan Çocuk Şehir Dışına Çıkabilir Mi?
Velayet sahibi ebeveynin çocuğu şehir dışına çıkarması, günlük hayatta sıradan bir ihtiyaç gibi görünse de, aile hukuku bakımından “kişisel ilişki düzeni” ve “çocuğun yerleşik yaşam düzeni” ile doğrudan bağlantılıdır. Kısa süreli seyahatler (tatil, ziyaret, sağlık randevusu gibi) çoğu dosyada sorun doğurmaz; ancak seyahatin kişisel ilişki günlerine denk gelmesi, çocuğun okul düzenini aksatması veya diğer ebeveynle iletişimi fiilen zora sokması halinde uyuşmazlık çıkabilir. Bu nedenle velayet sahibi ebeveynin, mümkün olan hallerde diğer ebeveyni önceden bilgilendirmesi ve çatışmayı büyütmeden planlama yapması pratikte önemlidir.
Daha kritik alan, “şehir dışına çıkma”nın fiilen taşınmaya dönüşmesidir. Bir ebeveynin iş değişikliği, yeniden evlilik veya aile desteği gerekçesiyle başka bir ile yerleşmesi, çocuğun okulunu, sosyal çevresini ve diğer ebeveynle görüşme düzenini etkiler. Mahkeme bu durumda “ebeveynin tercihi”nden önce çocuğun istikrarını ölçer: Çocuğun alıştığı çevre korunabiliyor mu? Yeni yerde eğitim ve bakım koşulları nasıl? Diğer ebeveynle kişisel ilişki nasıl sürdürülecek? Bu soruların cevabı netleşmeden yapılan ani taşınmalar, velayet tartışmasını gereksiz şekilde sertleştirebilir.
Stratejik uyarı: Taşınma/uzaklaşma planı olan taraf, bunu “oldubitti” ile değil, çocuğun yararını gösteren bir planla (okul, barınma, ulaşım, kişisel ilişki telafisi) mahkemeye sunmalıdır. Aksi halde karşı tarafın “kişisel ilişki engelleniyor” iddiası güçlenebilir.
Velayetin Kaldırılması veya Değiştirilmesi Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme
Velayetin değiştirilmesi (velayetin bir ebeveynden alınıp diğerine verilmesi) veya velayetin kaldırılması talepleri, kural olarak Aile Mahkemesinde görülür. Uygulamada görev tartışması nadir olsa da, yetki (hangi yerdeki mahkeme) konusu sık gündeme gelir. Velayete ilişkin taleplerin önemli bir kısmı çekişmesiz yargı işi niteliğinde değerlendirildiğinden, yetki bakımından genel yaklaşım; talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinde de davanın açılabilmesidir. Bu esneklik, çocuğun bulunduğu yerde hızlı koruma sağlanabilmesi açısından önem taşır.
Pratikte yapılan hata, davayı “karşı taraf nerede yaşıyorsa orada açmak zorundayım” düşüncesiyle zaman kaybetmektir. Özellikle çocuğun düzenini etkileyen acil riskler varsa, doğru mahkemede hızlı başvuru kritik hale gelir. Diğer yandan yetki itirazlarıyla dosyanın sürüncemede bırakıldığı durumlarda mahkeme, çocuğun yararı gerektiriyorsa koruyucu tedbirleri ayrıca değerlendirebilir. Bu nedenle velayet davası açılırken yalnızca “hangi mahkeme” sorusu değil, “hangi delillerle ve hangi tedbir talepleriyle” gidileceği de planlanmalıdır.
- Görev: Kural olarak Aile Mahkemesi.
- Yetki: Çekişmesiz yargı niteliği nedeniyle, ilgili/davacının yerleşim yeri gibi alternatifler gündeme gelebilir.
- Strateji: Mahkemeyi doğru seçmek kadar, dosyayı doğru delille kurmak da belirleyicidir.
Durumun Değişmesi Halinde Velayet
Velayet düzeni, bir kez kurulduktan sonra “sonsuz” şekilde sabit kalan bir yapı değildir. Çocuğun yaşı büyür, eğitim ihtiyaçları değişir, ebeveynlerin yaşam koşulları farklılaşır; bazen de riskler ortaya çıkar. Bu nedenle hukuk, velayet düzeninin değişen şartlara uyarlanabilmesini kabul eder. Ancak bu uyarlama, her tartışmada velayetin el değiştirmesi anlamına gelmez. Mahkemenin aradığı temel eşik, yeni koşulların çocuğun yararını etkileyip etkilemediğidir.
Uygulamada “durumun değişmesi” iddiasının güçlü olabilmesi için, değişimin somut şekilde ortaya konması gerekir. Örneğin velayet sahibi ebeveynin düzenli bakım veremeyecek hale gelmesi, çocuğun okul başarısında ciddi düşüş ve devamsızlık, sağlık takiplerinin aksaması, çocuğun güvenliğini zedeleyen kişilerle aynı evde yaşama, sürekli taşınma nedeniyle istikrarsızlık, kişisel ilişkinin sistematik engellenmesi gibi olgular, mahkemenin yeniden değerlendirme yapmasını tetikler. Buna karşılık “artık ben daha iyiyim” gibi soyut iddialar, güçlü delil üretmez.
Bir diğer kritik nokta şudur: Mahkeme, çoğu zaman velayet değişikliğinden önce daha az ağır müdahalelerle (danışmanlık, kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi, koruyucu tedbirler gibi) çocuğun yararını korumaya çalışabilir. Bu nedenle tarafların hedefi, sadece velayeti almak değil; çocuğun ihtiyacına uygun, sürdürülebilir bir düzen kurmak olmalıdır. Velayet dosyalarında başarı, çoğu zaman “en çok iddia edenin” değil, “en somut plan sunanın” tarafında olur.

Velayet ve Velayetin Değiştirilmesi/Kaldırılması Davası Yargıtay Kararları
Yargıtay uygulamasının ortak çizgisi, velayet uyuşmazlıklarının kamu düzeni ile bağlantılı görülmesi ve bu nedenle mahkemenin yalnızca tarafların sunduğu iddia ve delillerle sınırlı kalmamasıdır. Bu yaklaşım pratikte şu anlama gelir: Yargılama sürerken ortaya çıkan yeni gelişmeler dahi dikkate alınabilir; mahkeme “çocuğun üstün yararı”nı tespit etmek için sosyal inceleme raporu, uzman değerlendirmesi, çocuğun görüşü, okul ve çevre koşulları gibi pek çok alanı birlikte değerlendirir.
Yargıtay kararlarında öne çıkan kritik noktaları dosya pratiğine uygun şekilde şöyle toparlamak mümkündür:
- İdrak çağındaki çocuğun dinlenmesi: Çocuğun olgunluk düzeyine göre görüşünün alınması, çoğu dosyada temel bir gereklilik olarak ele alınır.
- Uzman/sosyal inceleme raporu: Ebeveynlerin yaşadığı ortam koşulları, çocuğun psikolojik ihtiyaçları ve bakım kapasitesi raporla somutlaştırılmadığında “eksik inceleme” eleştirisi gündeme gelebilir.
- Kişisel ilişki engeli iddiası: Sadece beyanla yetinilmeden, icra/teslim sürecine ilişkin kayıtların incelenmesi ve gerekiyorsa yeniden değerlendirme yapılması beklenir.
- Alıştığı çevreden ayrılmama: Çocuğun istikrarı (okul, sosyal çevre, düzen) velayet değerlendirmesinde önemli bir kriter olarak görülür; sırf ebeveyn yeni hayat kurdu diye çocuğun düzeninin sarsılması çocuğun yararına uygun bulunmayabilir.
- Menfaat çatışması ve temsil: Velayet değişikliği davasında ebeveynlerin kendi çıkarlarıyla çocuğun yararının çatışma ihtimali gündeme gelebilir; bu ihtimalin doğduğu dosyalarda çocuğun temsilinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Bu içtihat çizgisinin pratik karşılığı şudur: Velayet dosyası “tek hamlelik” bir dosya değildir; doğru usul adımları, güncel raporlar ve tutarlı delil kurgusu gerekir. Çocuğun beyanını merkeze alan ama onu tek belirleyici yapan stratejiler çoğu zaman dosyayı zayıflatır.
Sıkça Sorulan Sorular
Çocuk “babamda kalmak istiyorum” derse velayet hemen babaya geçer mi?
Hayır. Çocuğun beyanı önemlidir; ancak mahkeme velayeti otomatik olarak değiştirmez. Çocuğun yaşına ve olgunluğuna göre beyanın güvenilirliği, istemin nedenleri, ebeveynlerin bakım kapasitesi ve çocuğun üstün yararı birlikte değerlendirilir.
Çocuk 8 yaşındaysa mahkeme mutlaka dinler mi?
Uygulamada 8 yaş ve üzeri çocuklar çoğunlukla idrak çağında kabul edilir ve velayet düzeninde çocuğun görüşünün alınması beklenir. Ancak dinleme yöntemi ve beyana verilecek ağırlık, çocuğun olgunluğu ve dosyanın özelliklerine göre değişebilir.
“Çocuk istemiyor” diyerek kişisel ilişkiyi engellemek velayeti kaybettirir mi?
Kişisel ilişkiyi sistematik biçimde engellemek, velayet değerlendirmesinde aleyhe sonuç doğurabilir. Eğer gerçekten risk varsa, bunun uzman değerlendirmesi ve mahkemeden istenecek uygun tedbirlerle yönetilmesi beklenir; tek taraflı engelleme yaklaşımı dosyada sorun yaratır.
Velayet değişikliği için en güçlü deliller nelerdir?
Somut ve doğrulanabilir deliller belirleyicidir: sosyal inceleme raporu, uzman değerlendirmeleri, okul devamsızlık/rehberlik kayıtları, sağlık takip belgeleri, kişisel ilişki engeli iddiası varsa icra/teslim tutanakları ve çocuğun güncel beyanı gibi unsurlar mahkemenin çocuğun yararını sağlıklı ölçmesine yardımcı olur.